<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Ezan.Gen.Tr Forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://forum.ezan.gen.tr/</link>
		<description><![CDATA[Ezan.Gen.Tr Forum - http://forum.ezan.gen.tr]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 00:19:21 -0800</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[ALLAH'IN DİNİ İSLAM]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=390</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 05:05:41 -0800</pubDate>
			<dc:creator>hakanyildirimtr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=390</guid>
			<description><![CDATA[ALLAH'IN DİNİ İSLAM <br />
<br />
<br />
<br />
3:83 Yoksa ALLAH’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Göklerde ve yerdeki her şey ister istemez ona teslim olmuştur. Ve O’na döndürülürler. <br />
Bu eseri kaleme alırken iki ana hedefimiz olduğunu belirttik. İlk ve öncelikli amacımız tali yollara sapmadan hidayetin nerede olduğunu keşfetmek, ikincisi ise bizi bize kırdıran ihtilafların, nasıl ve hangi metotla çözüleceğini ortaya koymaktır. Bu maksadımıza ulaşabilmek için sivrisinekler yerine bataklığa yöneleceğiz. Yani milyonlarca sinek (ihtilaflı konu) yerine bataklığı besleyen membaa yoğunlaşacağız. Ancak böylelikle sağlıklı bir yöntem elde edebiliriz. <br />
Öncelikli sorularımız şunlar olmalıdır: Bu kadar birbiriyle çelişik fikir nasıl olur da aynı dine nispet edilebilir? Bu ihtilafların mesnedi nelerdir? Bizi uyutmak için dillendirilen ihtilafın rahmetini neden dünyada bile göremedik? Ve ufukta da görünmüyor? Ve neden bu kadar övdükleri ihtilafı, Kuran, onlarca ayetinde şiddetle eleştiriyor? (2:176, 213, 253; 3:19, 105; 10:19; 11:110; 19:37; 39:3; 41:45; 45:17; 51:8…)<br />
3:105 Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilafa düşüp mezhepleşenler gibi olmayın. İşte onlar için dehşetli bir azap vardır. <br />
Elbette durum iyi polis kötü polis kumpasından ibarettir. Kimileri ihtilafları körüklemekten nemalanırken, diğer leş kargaları ise birleştirici rolünü üstlenir. Bu dağınıklıktan herkesin belli bir havucu vardır. Konjoktöre göre çeşitli varyasyonlarla bu roller paylaşılır. Devletlerin politikaları ve asrın trendi bu hususta temel belirleyici rolündedir. Örneğin Yavuz döneminde Şii Safevilerle savaş yapılacaksa radikal anti Rafızî fetvalar sipariş edilir.[1&#93; Kısa bir dönem sonra Azerbaycan ve Irak gibi yoğun Şii nüfusu barındıran bölgeler ele geçirilince dozaj otomatikman düşer. Aynı yazarın aynı kitabında Şii-Sünni, Sufi-Vahabi farklılıklarını haklı bir şekilde gündeme getirip Sünni mezhepler içerisinde onlardan hiç de geri kalmayacak düzeyde ki çelişkileri uzlaştırmaya çalışması gibi ilkesizlikler çok sık rastlanan bir durumdur. <br />
Tüm bu çabalara, gayretlere ve katakullilere rağmen değişmeyen tek bir gerçek vardır. O da mızrağın çuvala sığmadığı ve hangi isimle adlandırılırsa adlandırılsın, tepeden tırnağa, birbiriyle tamamen karşıt onlarca İslam bulunduğudur. Ne yazık ki, kimsenin aklına bu sıkıntının sadece kökene inilerek çözüleceği gelmemiştir. Yahut aklına gelenlerin işlerine… <br />
Bu birbirleriyle tutarsız ekollerin/görüşlerin oluşum sebebini büyük bir cinlikle ve olaya masum bir hava estirilerek dinsel metinlerin farklı yorumlanması gerekçe gösterilmektedir. Bunu yapanlar zımnen ihtilafın sebebinin kendileri değil bizzat ALLAH ve resulü olduğunu ifade ederler. Topu taca atmaları ancak zaman kazanmak içindir. Bir taraftan top taçta iken karşı tribüne ise; “cambaza bak” diyenler büyük bir ustalıkla ceplerimizi ve kalplerimizi aşırırlar. <br />
Gerçek acaba onların dedikleri kadar tozpembe midir? İki Müslüman’ın bile çay sohbetlerinde ortaya atıp bir türlü uzlaşamadıkları polemiklerin temelinde metinlerin farklı yorumlanması mı vardır? Yoksa bu işin içerisinde bir bit yeniği mi? Kitabımızın ilerleyen sayfalarında etraflıca irdeleneceği gibi vakıa, iddianın tamamen hilafındadır. Sıkıntının baş müsebbibi aynı metne getirilen farklı yorumlar değil, farklı metinlerin ve farklı kişilerin otorite olarak kabul edilmesidir. <br />
Bu kargaşayı ortadan kaldırabilmemiz için ilk başta dinin sahibinin kim olduğu sorgusuna yanıt aramalıyız. Diyalektik bir metot takip ettiğimiz için bu sualin cevabına herkesin üzerinde öyle ya da böyle ittifak ettikleri tek kaynak olan Kuran’dan ulaşmalıyız. <br />
39:2 Sana bu kitabı hak olarak indirdik. Öyleyse dini yalnız ALLAH’a has kılarak O’na kulluk et. <br />
Ayrıca bkz. (2:193; 8:39; 10:22; 16:52; 29:65; 31:32; 39: 3, 11; 40:14, 65; 98:5) Referanslardan da görüleceği üzere Kuran, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak netlikte dinin tek sahibinin ALLAH olduğunu defaatle belirtmektedir. Bu sebeptendir ki ALLAH bize Muhammedi değil, Müslüman ismini vermiştir. (22:78) Yani kendisine teslim olanlar. Bu dinin sahibi ALLAH olduğuna göre, hiç kimsenin onun dini üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi yoktur. Dolayısıyla Onun dini ile alakalı konuşan herkesin ondan bir beyyineye sahip olması ve bu kanıt üzerine söylevini bina etmesi gerekir. (6:149; 8:42) Aksi durumda din, ALLAH’ın olmaktan çıkar ve söylev sahibinin hevasının sistemi olur. <br />
42:10 Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyde hüküm Allah’a aittir. İşte Rabbim olan ALLAH. O’na dayandım ve O’na yönelirim. <br />
<br />
[1&#93;Kemal Paşazade, Fetvayı-ı Kemal Paşazade Der Hakk-ı Kızılbaş, Süleymaniye Ktp. Esat Efendi Bölümü, No: 3548, vr. 45a-48b.; Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, İstanbul, 1969, s. 20-30; Hasan b. Ömer, Kızılbaşlığa Reddiye, Süleymaniye Ktp. Düğümlü Baba Bölümü, No: 00197, s. 89-93 <br />
<br />
<br />
<br />
<a href="http://www.hanifmurat.com" target="_blank">http://www.hanifmurat.com</a> dan HANİF MURAT’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” isimli <br />
<br />
kitabından alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ALLAH'IN DİNİ İSLAM <br />
<br />
<br />
<br />
3:83 Yoksa ALLAH’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Göklerde ve yerdeki her şey ister istemez ona teslim olmuştur. Ve O’na döndürülürler. <br />
Bu eseri kaleme alırken iki ana hedefimiz olduğunu belirttik. İlk ve öncelikli amacımız tali yollara sapmadan hidayetin nerede olduğunu keşfetmek, ikincisi ise bizi bize kırdıran ihtilafların, nasıl ve hangi metotla çözüleceğini ortaya koymaktır. Bu maksadımıza ulaşabilmek için sivrisinekler yerine bataklığa yöneleceğiz. Yani milyonlarca sinek (ihtilaflı konu) yerine bataklığı besleyen membaa yoğunlaşacağız. Ancak böylelikle sağlıklı bir yöntem elde edebiliriz. <br />
Öncelikli sorularımız şunlar olmalıdır: Bu kadar birbiriyle çelişik fikir nasıl olur da aynı dine nispet edilebilir? Bu ihtilafların mesnedi nelerdir? Bizi uyutmak için dillendirilen ihtilafın rahmetini neden dünyada bile göremedik? Ve ufukta da görünmüyor? Ve neden bu kadar övdükleri ihtilafı, Kuran, onlarca ayetinde şiddetle eleştiriyor? (2:176, 213, 253; 3:19, 105; 10:19; 11:110; 19:37; 39:3; 41:45; 45:17; 51:8…)<br />
3:105 Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilafa düşüp mezhepleşenler gibi olmayın. İşte onlar için dehşetli bir azap vardır. <br />
Elbette durum iyi polis kötü polis kumpasından ibarettir. Kimileri ihtilafları körüklemekten nemalanırken, diğer leş kargaları ise birleştirici rolünü üstlenir. Bu dağınıklıktan herkesin belli bir havucu vardır. Konjoktöre göre çeşitli varyasyonlarla bu roller paylaşılır. Devletlerin politikaları ve asrın trendi bu hususta temel belirleyici rolündedir. Örneğin Yavuz döneminde Şii Safevilerle savaş yapılacaksa radikal anti Rafızî fetvalar sipariş edilir.[1] Kısa bir dönem sonra Azerbaycan ve Irak gibi yoğun Şii nüfusu barındıran bölgeler ele geçirilince dozaj otomatikman düşer. Aynı yazarın aynı kitabında Şii-Sünni, Sufi-Vahabi farklılıklarını haklı bir şekilde gündeme getirip Sünni mezhepler içerisinde onlardan hiç de geri kalmayacak düzeyde ki çelişkileri uzlaştırmaya çalışması gibi ilkesizlikler çok sık rastlanan bir durumdur. <br />
Tüm bu çabalara, gayretlere ve katakullilere rağmen değişmeyen tek bir gerçek vardır. O da mızrağın çuvala sığmadığı ve hangi isimle adlandırılırsa adlandırılsın, tepeden tırnağa, birbiriyle tamamen karşıt onlarca İslam bulunduğudur. Ne yazık ki, kimsenin aklına bu sıkıntının sadece kökene inilerek çözüleceği gelmemiştir. Yahut aklına gelenlerin işlerine… <br />
Bu birbirleriyle tutarsız ekollerin/görüşlerin oluşum sebebini büyük bir cinlikle ve olaya masum bir hava estirilerek dinsel metinlerin farklı yorumlanması gerekçe gösterilmektedir. Bunu yapanlar zımnen ihtilafın sebebinin kendileri değil bizzat ALLAH ve resulü olduğunu ifade ederler. Topu taca atmaları ancak zaman kazanmak içindir. Bir taraftan top taçta iken karşı tribüne ise; “cambaza bak” diyenler büyük bir ustalıkla ceplerimizi ve kalplerimizi aşırırlar. <br />
Gerçek acaba onların dedikleri kadar tozpembe midir? İki Müslüman’ın bile çay sohbetlerinde ortaya atıp bir türlü uzlaşamadıkları polemiklerin temelinde metinlerin farklı yorumlanması mı vardır? Yoksa bu işin içerisinde bir bit yeniği mi? Kitabımızın ilerleyen sayfalarında etraflıca irdeleneceği gibi vakıa, iddianın tamamen hilafındadır. Sıkıntının baş müsebbibi aynı metne getirilen farklı yorumlar değil, farklı metinlerin ve farklı kişilerin otorite olarak kabul edilmesidir. <br />
Bu kargaşayı ortadan kaldırabilmemiz için ilk başta dinin sahibinin kim olduğu sorgusuna yanıt aramalıyız. Diyalektik bir metot takip ettiğimiz için bu sualin cevabına herkesin üzerinde öyle ya da böyle ittifak ettikleri tek kaynak olan Kuran’dan ulaşmalıyız. <br />
39:2 Sana bu kitabı hak olarak indirdik. Öyleyse dini yalnız ALLAH’a has kılarak O’na kulluk et. <br />
Ayrıca bkz. (2:193; 8:39; 10:22; 16:52; 29:65; 31:32; 39: 3, 11; 40:14, 65; 98:5) Referanslardan da görüleceği üzere Kuran, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak netlikte dinin tek sahibinin ALLAH olduğunu defaatle belirtmektedir. Bu sebeptendir ki ALLAH bize Muhammedi değil, Müslüman ismini vermiştir. (22:78) Yani kendisine teslim olanlar. Bu dinin sahibi ALLAH olduğuna göre, hiç kimsenin onun dini üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi yoktur. Dolayısıyla Onun dini ile alakalı konuşan herkesin ondan bir beyyineye sahip olması ve bu kanıt üzerine söylevini bina etmesi gerekir. (6:149; 8:42) Aksi durumda din, ALLAH’ın olmaktan çıkar ve söylev sahibinin hevasının sistemi olur. <br />
42:10 Hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyde hüküm Allah’a aittir. İşte Rabbim olan ALLAH. O’na dayandım ve O’na yönelirim. <br />
<br />
[1]Kemal Paşazade, Fetvayı-ı Kemal Paşazade Der Hakk-ı Kızılbaş, Süleymaniye Ktp. Esat Efendi Bölümü, No: 3548, vr. 45a-48b.; Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, İstanbul, 1969, s. 20-30; Hasan b. Ömer, Kızılbaşlığa Reddiye, Süleymaniye Ktp. Düğümlü Baba Bölümü, No: 00197, s. 89-93 <br />
<br />
<br />
<br />
<a href="http://www.hanifmurat.com" target="_blank">http://www.hanifmurat.com</a> dan HANİF MURAT’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” isimli <br />
<br />
kitabından alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yeni kitap]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=389</link>
			<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 04:48:15 -0800</pubDate>
			<dc:creator>hakanyildirimtr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=389</guid>
			<description><![CDATA[Sayın Hanif Murat’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” adını verdiği kitabı çıktı!<br />
<br />
Arka kapak yazısı…<br />
<br />
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma, bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran, dünyada rezil rüsva, perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi, ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de, pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler, ayne’l yakine kavuşacaklar.<br />
İnşallah, her türlü tabunun yıkıldığı, tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda, tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları, okunmasını engelledikleri, hayattan dışladıkları, eksik, yetersiz, anlaşılmaz, mücmel, tarihsel diye damgaladıkları Kuran, tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları, tedirginlikleri, iftiraları, taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya, din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.<br />
<br />
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan, ürkmeden, inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…<br />
<br />
Önsözden alıntı…<br />
<br />
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar, her geçen gün çözümleneceği yerde, katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde, iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere, her nesil, ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak, bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı. <br />
<br />
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların, ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar, onların alt şubesi olan cemaatler, derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan, hem de aynı ekolun, aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile. <br />
<br />
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız, bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.<br />
<br />
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı, dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki, 1400 yıllık bilânçomuzda, bu dinsel farklılıkların körüklediği mezhep savaşlarında, gayri Müslimlerle girişilenlerin kat kat fazlası kayıplar verildi. Maalesef şeytanın 1300 yıldır sahnelediği bu oyun, günümüzde bile daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu gerçeği görebilmemiz için öyle çok uzaklara, tarih kitaplarına bakmamıza bile gerek yok. Yanı başımızdaki Irak’a salt akşam haberleri düzeyinde göz atmamız yeterlidir. 2003 yılında başlayan lanetli savaş neticesinde; bir milyonun üstünde Müslüman katledilmiş ve bir o kadarı da sakat kalmıştır. Olayın en vahim yönü ise bu zayiatın onda birinin bile işgalci Amerikalıların eliyle vuku bulmayışıdır. <br />
<br />
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar, istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap, ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel, kültürel, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik olarak…<br />
<br />
Detaylı bilgi ve e-kitap için hanifmurat.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sayın Hanif Murat’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” adını verdiği kitabı çıktı!<br />
<br />
Arka kapak yazısı…<br />
<br />
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma, bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran, dünyada rezil rüsva, perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi, ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de, pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler, ayne’l yakine kavuşacaklar.<br />
İnşallah, her türlü tabunun yıkıldığı, tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda, tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları, okunmasını engelledikleri, hayattan dışladıkları, eksik, yetersiz, anlaşılmaz, mücmel, tarihsel diye damgaladıkları Kuran, tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları, tedirginlikleri, iftiraları, taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya, din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.<br />
<br />
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan, ürkmeden, inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…<br />
<br />
Önsözden alıntı…<br />
<br />
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar, her geçen gün çözümleneceği yerde, katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde, iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere, her nesil, ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak, bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı. <br />
<br />
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların, ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar, onların alt şubesi olan cemaatler, derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan, hem de aynı ekolun, aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile. <br />
<br />
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız, bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.<br />
<br />
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı, dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki, 1400 yıllık bilânçomuzda, bu dinsel farklılıkların körüklediği mezhep savaşlarında, gayri Müslimlerle girişilenlerin kat kat fazlası kayıplar verildi. Maalesef şeytanın 1300 yıldır sahnelediği bu oyun, günümüzde bile daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu gerçeği görebilmemiz için öyle çok uzaklara, tarih kitaplarına bakmamıza bile gerek yok. Yanı başımızdaki Irak’a salt akşam haberleri düzeyinde göz atmamız yeterlidir. 2003 yılında başlayan lanetli savaş neticesinde; bir milyonun üstünde Müslüman katledilmiş ve bir o kadarı da sakat kalmıştır. Olayın en vahim yönü ise bu zayiatın onda birinin bile işgalci Amerikalıların eliyle vuku bulmayışıdır. <br />
<br />
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar, istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap, ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel, kültürel, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik olarak…<br />
<br />
Detaylı bilgi ve e-kitap için hanifmurat.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["HÜKÜM YALNIZ ALLAH'INDIR"]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=388</link>
			<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 04:46:22 -0800</pubDate>
			<dc:creator>hakanyildirimtr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=388</guid>
			<description><![CDATA[Sayın Hanif Murat’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” adını verdiği kitabı çıktı!<br />
<br />
Arka kapak yazısı…<br />
<br />
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma, bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran, dünyada rezil rüsva, perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi, ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de, pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler, ayne’l yakine kavuşacaklar.<br />
İnşallah, her türlü tabunun yıkıldığı, tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda, tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları, okunmasını engelledikleri, hayattan dışladıkları, eksik, yetersiz, anlaşılmaz, mücmel, tarihsel diye damgaladıkları Kuran, tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları, tedirginlikleri, iftiraları, taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya, din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.<br />
<br />
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan, ürkmeden, inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…<br />
<br />
Önsözden alıntı…<br />
<br />
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar, her geçen gün çözümleneceği yerde, katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde, iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere, her nesil, ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak, bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı. <br />
<br />
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların, ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar, onların alt şubesi olan cemaatler, derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan, hem de aynı ekolun, aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile. <br />
<br />
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız, bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.<br />
<br />
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı, dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki, 1400 yıllık bilânçomuzda, bu dinsel farklılıkların körüklediği mezhep savaşlarında, gayri Müslimlerle girişilenlerin kat kat fazlası kayıplar verildi. Maalesef şeytanın 1300 yıldır sahnelediği bu oyun, günümüzde bile daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu gerçeği görebilmemiz için öyle çok uzaklara, tarih kitaplarına bakmamıza bile gerek yok. Yanı başımızdaki Irak’a salt akşam haberleri düzeyinde göz atmamız yeterlidir. 2003 yılında başlayan lanetli savaş neticesinde; bir milyonun üstünde Müslüman katledilmiş ve bir o kadarı da sakat kalmıştır. Olayın en vahim yönü ise bu zayiatın onda birinin bile işgalci Amerikalıların eliyle vuku bulmayışıdır. <br />
<br />
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar, istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap, ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel, kültürel, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik olarak…<br />
<br />
Detaylı bilgi ve e-kitap için hanifmurat.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sayın Hanif Murat’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” adını verdiği kitabı çıktı!<br />
<br />
Arka kapak yazısı…<br />
<br />
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma, bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran, dünyada rezil rüsva, perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi, ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de, pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler, ayne’l yakine kavuşacaklar.<br />
İnşallah, her türlü tabunun yıkıldığı, tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda, tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları, okunmasını engelledikleri, hayattan dışladıkları, eksik, yetersiz, anlaşılmaz, mücmel, tarihsel diye damgaladıkları Kuran, tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları, tedirginlikleri, iftiraları, taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya, din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.<br />
<br />
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan, ürkmeden, inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…<br />
<br />
Önsözden alıntı…<br />
<br />
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar, her geçen gün çözümleneceği yerde, katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde, iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere, her nesil, ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak, bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı. <br />
<br />
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların, ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar, onların alt şubesi olan cemaatler, derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan, hem de aynı ekolun, aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile. <br />
<br />
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız, bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.<br />
<br />
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı, dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki, 1400 yıllık bilânçomuzda, bu dinsel farklılıkların körüklediği mezhep savaşlarında, gayri Müslimlerle girişilenlerin kat kat fazlası kayıplar verildi. Maalesef şeytanın 1300 yıldır sahnelediği bu oyun, günümüzde bile daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu gerçeği görebilmemiz için öyle çok uzaklara, tarih kitaplarına bakmamıza bile gerek yok. Yanı başımızdaki Irak’a salt akşam haberleri düzeyinde göz atmamız yeterlidir. 2003 yılında başlayan lanetli savaş neticesinde; bir milyonun üstünde Müslüman katledilmiş ve bir o kadarı da sakat kalmıştır. Olayın en vahim yönü ise bu zayiatın onda birinin bile işgalci Amerikalıların eliyle vuku bulmayışıdır. <br />
<br />
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar, istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap, ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel, kültürel, tarihsel, sosyolojik ve psikolojik olarak…<br />
<br />
Detaylı bilgi ve e-kitap için hanifmurat.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kutlama]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=383</link>
			<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 05:57:20 -0800</pubDate>
			<dc:creator>semazence</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=383</guid>
			<description><![CDATA[Sevgili arkadaşlar,mevlit kandilinizi kutluyorum.Sizlere kandil hediyesi olarak bir link veriyorum.Efendimize yazılıp bestelenmiş bir eser linkin üstüne tıklayınız.....<br />
<br />
      <a href="http://www.dailymotion.com/video/xbys5m_efendime-gidiyorum-mürşid-kavurmacı_music" target="_blank">http://www.dailymotion.com/video/xbys5m_...macı_music</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevgili arkadaşlar,mevlit kandilinizi kutluyorum.Sizlere kandil hediyesi olarak bir link veriyorum.Efendimize yazılıp bestelenmiş bir eser linkin üstüne tıklayınız.....<br />
<br />
      <a href="http://www.dailymotion.com/video/xbys5m_efendime-gidiyorum-mürşid-kavurmacı_music" target="_blank">http://www.dailymotion.com/video/xbys5m_...macı_music</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O 'NUN ÜMMETİNDEN OL]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=382</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 12:32:13 -0800</pubDate>
			<dc:creator>esinlen</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=382</guid>
			<description><![CDATA[[/font&#93;[/size&#93;               <br />
           beri gel serseri yol<br />
           onun ümmetinden ol<br />
           sel sel  kümelerle dol<br />
           o nun ümmetinden ol<br />
            <br />
                     sen hiçliğe bakan yön<br />
                     hep sıfır arka ve ön<br />
                     dostdoğru KABE YE dön<br />
                     o nun ümmetinden ol<br />
      <br />
          gel dünya murdar kafes<br />
          gel gırtlakta son nefes<br />
          gel arşı aryan ses<br />
          o  nun ümmetinden ol<br />
<br />
                      solmaz solmaz bu renk<br />
                      ölmaz ölmez bu ahenk<br />
                      insanlık hevenk hevenk<br />
                      o nun ümmetinden ol<br />
 <br />
           gökte çakıyor haber<br />
           geber çelik put geber<br />
           doğrul yeni seferber<br />
           o nun ümmetinden ol...<br />
                                         N.FAZIL KISAKÜREK]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/font][/size]               <br />
           beri gel serseri yol<br />
           onun ümmetinden ol<br />
           sel sel  kümelerle dol<br />
           o nun ümmetinden ol<br />
            <br />
                     sen hiçliğe bakan yön<br />
                     hep sıfır arka ve ön<br />
                     dostdoğru KABE YE dön<br />
                     o nun ümmetinden ol<br />
      <br />
          gel dünya murdar kafes<br />
          gel gırtlakta son nefes<br />
          gel arşı aryan ses<br />
          o  nun ümmetinden ol<br />
<br />
                      solmaz solmaz bu renk<br />
                      ölmaz ölmez bu ahenk<br />
                      insanlık hevenk hevenk<br />
                      o nun ümmetinden ol<br />
 <br />
           gökte çakıyor haber<br />
           geber çelik put geber<br />
           doğrul yeni seferber<br />
           o nun ümmetinden ol...<br />
                                         N.FAZIL KISAKÜREK]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çektiklerim]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=381</link>
			<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 17:46:44 -0800</pubDate>
			<dc:creator>şems</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=381</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://img19.imageshack.us/i/dscf0821o.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img19.imageshack.us/img19/2756/dscf0821o.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0821o.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img687.imageshack.us/i/dscf0822s.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img687.imageshack.us/img687/7014/dscf0822s.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0822s.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img51.imageshack.us/i/dscf0823d.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img51.imageshack.us/img51/3557/dscf0823d.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0823d.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img51.imageshack.us/i/dscf0824.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img51.imageshack.us/img51/575/dscf0824.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0824.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img19.imageshack.us/i/dscf0825kopie.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img19.imageshack.us/img19/8797/dscf0825kopie.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0825kopie.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img407.imageshack.us/i/dscf0825.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img407.imageshack.us/img407/8528/dscf0825.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0825.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img109.imageshack.us/i/dscf0826r.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img109.imageshack.us/img109/458/dscf0826r.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0826r.jpg&#93;" /></a> <br />
<a href="http://img32.imageshack.us/i/dscf0824dh.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img32.imageshack.us/img32/6050/dscf0824dh.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0824dh.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://img19.imageshack.us/i/dscf0821o.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img19.imageshack.us/img19/2756/dscf0821o.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0821o.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img687.imageshack.us/i/dscf0822s.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img687.imageshack.us/img687/7014/dscf0822s.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0822s.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img51.imageshack.us/i/dscf0823d.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img51.imageshack.us/img51/3557/dscf0823d.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0823d.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img51.imageshack.us/i/dscf0824.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img51.imageshack.us/img51/575/dscf0824.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0824.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img19.imageshack.us/i/dscf0825kopie.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img19.imageshack.us/img19/8797/dscf0825kopie.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0825kopie.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img407.imageshack.us/i/dscf0825.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img407.imageshack.us/img407/8528/dscf0825.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0825.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img109.imageshack.us/i/dscf0826r.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img109.imageshack.us/img109/458/dscf0826r.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0826r.jpg]" /></a> <br />
<a href="http://img32.imageshack.us/i/dscf0824dh.jpg/" target="_blank"><img class="postimage" src="http://img32.imageshack.us/img32/6050/dscf0824dh.jpg" border="0" alt="[Resim: dscf0824dh.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[tek hece]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=380</link>
			<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 17:21:28 -0800</pubDate>
			<dc:creator>şems</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=380</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: x-large;">TEK HECE  <br />
 <br />
Var mı beni içinizde tanıyan?<br />
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.<br />
Kalmasa da şöhretimi duymayan,<br />
Kimliğimi tarif etmek zor benim...<br />
<br />
Bülbül benim lisanımla ötüştü.<br />
Bir gül için can evinden tutuştu.<br />
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.<br />
Yangınımı söndürmedi kar benim...<br />
<br />
Niceler sultandı, kraldı, şahtı.<br />
Benimle değişti talihi bahtı,<br />
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,<br />
Akıl almaz hünerlerim var benim...<br />
<br />
Kamil iken cahil ettim alimi,<br />
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,<br />
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,<br />
Her oyunu bozan gizli zor benim...<br />
<br />
Yeryüzünde ben ürettim veremi.<br />
Lokman Hekim bulamadı çaremi.<br />
Aslı için kül eyledim Kerem'i.<br />
İbrahim'in atıldığı kor benim...<br />
<br />
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.<br />
Hatrım için yüce dağlar delindi.<br />
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.<br />
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...<br />
<br />
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.<br />
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.<br />
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.<br />
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...<br />
<br />
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da<br />
Görünmezim cismim de yok, resmim de<br />
Dil üzmezim, tek hece var ismimde<br />
Barınağım gönül denen yer benim<br />
<br />
Benim için yaratıldı Muhammed<br />
Benim için yağdırıldı o rahmet<br />
Evliyanın sözündeki muhabbet<br />
Embiyanın yüzündeki nur benim<br />
<br />
 CEMAL SAFİ</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: x-large;">TEK HECE  <br />
 <br />
Var mı beni içinizde tanıyan?<br />
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.<br />
Kalmasa da şöhretimi duymayan,<br />
Kimliğimi tarif etmek zor benim...<br />
<br />
Bülbül benim lisanımla ötüştü.<br />
Bir gül için can evinden tutuştu.<br />
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.<br />
Yangınımı söndürmedi kar benim...<br />
<br />
Niceler sultandı, kraldı, şahtı.<br />
Benimle değişti talihi bahtı,<br />
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,<br />
Akıl almaz hünerlerim var benim...<br />
<br />
Kamil iken cahil ettim alimi,<br />
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,<br />
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,<br />
Her oyunu bozan gizli zor benim...<br />
<br />
Yeryüzünde ben ürettim veremi.<br />
Lokman Hekim bulamadı çaremi.<br />
Aslı için kül eyledim Kerem'i.<br />
İbrahim'in atıldığı kor benim...<br />
<br />
Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.<br />
Hatrım için yüce dağlar delindi.<br />
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.<br />
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...<br />
<br />
İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.<br />
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.<br />
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.<br />
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...<br />
<br />
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da<br />
Görünmezim cismim de yok, resmim de<br />
Dil üzmezim, tek hece var ismimde<br />
Barınağım gönül denen yer benim<br />
<br />
Benim için yaratıldı Muhammed<br />
Benim için yağdırıldı o rahmet<br />
Evliyanın sözündeki muhabbet<br />
Embiyanın yüzündeki nur benim<br />
<br />
 CEMAL SAFİ</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben kaza etmeden , ya sen kaza edersen ?]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=379</link>
			<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 17:40:10 -0800</pubDate>
			<dc:creator>şems</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=379</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;">Saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Otobüs yoluna devam etmektedir. Akşam namazından sonra mola verilmemişti. Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına giderek:<br />
–Şoför bey! Namaz vakti geçmeden bir mola verseniz de, namazımızı vaktinde kılsak olmaz mı? diye rica eder. Bu istek şoförün hoşuna gitmemiştir:<br />
–Bey amca, bu namazı da kaza ediversen ne olur?<br />
Adam gayet sakin bir şekilde cevap verir:<br />
–Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;">Saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Otobüs yoluna devam etmektedir. Akşam namazından sonra mola verilmemişti. Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına giderek:<br />
–Şoför bey! Namaz vakti geçmeden bir mola verseniz de, namazımızı vaktinde kılsak olmaz mı? diye rica eder. Bu istek şoförün hoşuna gitmemiştir:<br />
–Bey amca, bu namazı da kaza ediversen ne olur?<br />
Adam gayet sakin bir şekilde cevap verir:<br />
–Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İFTİRAYA UĞRAMAK]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=378</link>
			<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 06:37:37 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=378</guid>
			<description><![CDATA[(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud&#93; <br />
<br />
BU HUSUS KURANDA ŞÖYLE GEÇER<br />
<br />
Namuslu kadınlara zina isnat edip de, sonra [bu durumu ispat için&#93; dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar fasıkların ta kendileridir. Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bundan istisnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. (Nur 4,5)<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir. Onlar için çok büyük bir azap vardır. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün, onlar büyük azaba uğrayacaklardır. O gün, Allah onlara hak ettikleri cezaları verecek ve onlar Allah'ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır. (Nur 23,24,25)<br />
<br />
Peygamberimiz, namuslu kadınlara iftira etmeyi, insanı helak edici günahlardan saymış, şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
  "İnsanı mahveden yedi şeyden kaçının."<br />
<br />
  -Ey Allah'ın elçisi, bu yedi şey nedir? diye sorduklarında, Peygamberimiz:<br />
<br />
  "Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu kendi halinde olan mü'min kadınlara zina iftirası yapmaktır" buyurdu. (Buhari, Tıb, 48; Müslim, İman, 38)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud] <br />
<br />
BU HUSUS KURANDA ŞÖYLE GEÇER<br />
<br />
Namuslu kadınlara zina isnat edip de, sonra [bu durumu ispat için] dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar fasıkların ta kendileridir. Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bundan istisnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. (Nur 4,5)<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir. Onlar için çok büyük bir azap vardır. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün, onlar büyük azaba uğrayacaklardır. O gün, Allah onlara hak ettikleri cezaları verecek ve onlar Allah'ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır. (Nur 23,24,25)<br />
<br />
Peygamberimiz, namuslu kadınlara iftira etmeyi, insanı helak edici günahlardan saymış, şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
  "İnsanı mahveden yedi şeyden kaçının."<br />
<br />
  -Ey Allah'ın elçisi, bu yedi şey nedir? diye sorduklarında, Peygamberimiz:<br />
<br />
  "Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu kendi halinde olan mü'min kadınlara zina iftirası yapmaktır" buyurdu. (Buhari, Tıb, 48; Müslim, İman, 38)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NAMUSLU KADINA İFTİRA]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=377</link>
			<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 06:31:37 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=377</guid>
			<description><![CDATA[NAMUSLU KADİNLARA İFTİRA<br />
Hucurat (49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan (celle celalüh) korkun. Şüphesiz Allah, (celle celalüh) tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”<br />
Ahzab (33/58) “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”<br />
"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur." (İsra, 36)<br />
  Bu âyet-i kerime, iyi bilmediğimiz herhangi bir konuda bir şey söylemenin doğru olmadığını, bunun insanı sorumlu kılacağını bildirmektedir.<br />
  İftiranın çeşitleri vardır. En kötüsü hiç şüphe yok ki, iffetle ilgili olanıdır.<br />
  Namuslu bir kadına iftira etmek onun dünyasını yıkar. Çünkü iffet kadının en değerli varlığıdır, iftira onu perişan eder. Günahsız yere ölünceye kadar üzüntü çekmesine sebep olur.<br />
  Peygamberimiz, aleyhisselatüvesselam namuslu kadınlara iftira etmeyi, insanı helak edici günahlardan saymış, şöyle buyurmuştur:  "İnsanı mahveden yedi şeyden kaçının."<br />
  -Ey Allah ‘ın elçisi, bu yedi şey nedir? diye sorduklarında, Peygamberimiz:aleyhisselam  "Allah  ‘a (celle celalüh) ortak koşmak, sihir yapmak, Allah ‘ın, (celle celalüh) öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu kendi halinde olan mü'min kadınlara zina iftirası yapmaktır" buyurdu. (Buhari, Tıb, 48; Müslim, İman, 38)<br />
Bir sefere çıkılmıştı seferde hz. Ayşe annemizde vardı devenin üstündeydi.Devenin üstünde kapalı bir bölüm vardı.Medineye yaklaşınca konakladılar.Bir süre sonra tekrara hareket ettiler.O sırada hz. Ayşe annemiz baktıki gerdanlığı yok.aramaya koyulur.Tabiki hz. Ayşe annemizi devenin kapalı bölümünde sanmışlar ve uzaklaşmışlardı.Hz. ayşe annemiz döndüğünde kimse yoktu.Orda beklemeye başladı.Ordunun arkasında bişey varmı yokmu diye bir asker gönderilir.Bakarki Hz. Ayşe annemiz hemen sahabi annemizi görünce deveye binmesi için uzaklaşır Annemiz bindikten sonra gelir deveyi orduya yetiştirir.O sahabi hz. Ayşe annemizi getirinceye kadar yüzüne bile bakmadı.Tabiki döndüklerinde fitne kazanları kaynamıştı.Hz. Ayşe’ye r.a iftira atıldı.Günlerce ağladı ve Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattığınıza göre, yardımına sığınılacak ancak Allah'tır" (Yusuf, 12/18)  dedi.Sonra bu sabrın karşılığında nur suresi 11…20.ayetler indi ve suçsuz olduğu anlaşıldı.<br />
Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? <br />
 (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir  Onlar için çok büyük bir azap vardır<br />
Bu husus Kuranda şöyle geçer;<br />
2- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a celle celalüh ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah celle celalüh dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. <br />
3- Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır. <br />
4- Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.<br />
5- Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah celle celalüh çok bağışlayıcı ve merhametlidir. <br />
6- Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah celle celalüh adına yemin ederek şahitlik etmesidir. <br />
7- Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın celle celalüh lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. <br />
8- Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah celle celalüh adına yemin ve şahitlik etmesi, <br />
9- Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın celle celalüh gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır. <br />
10- Ya Allah'ın (celle celalüh) size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah (celle celalüh) tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu.)? (NUR SURESİ)<br />
<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir  Onlar için çok büyük bir azap vardır  Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün, onlar büyük azaba uğrayacaklardır  O gün, Allah (celle celalüh) onlara hak ettikleri cezaları verecek ve onlar Allah'ın(celle celalüh)  apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır (Nur suresi 23,24,25)<br />
Netice olarak namusu sağlam olanlara atan, zina isnat eden sonra da dört şahit getirmeyen kimseler, demek ki ikrar bulunmadıkça bir zinayı ispat için şahitliğin ölçüsü en az dörttür. Halbuki iki adil şahit ile kısas bile sabit olur. Demek ki, namuslu bir kimseyi, özellikle ırz ve namus sahibi bir kadını zina ile itham etmek canını almaktan ağırdır. Bu sebepten onlara iftira atıp da ispat edemeyenler yok mu? Bunlara da attıklarından dolayı seksen sopa vurunuz hem de bunların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyiniz. imanlı hanımlara iftira atanlar, şüphesiz Dünya ve ahirette lanetlendiler ve onlara çok büyük bir azap vardır. "O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına karşılık aleyhlerinde şahitlik yapar."<br />
(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud&#93;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[NAMUSLU KADİNLARA İFTİRA<br />
Hucurat (49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan (celle celalüh) korkun. Şüphesiz Allah, (celle celalüh) tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”<br />
Ahzab (33/58) “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”<br />
"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur." (İsra, 36)<br />
  Bu âyet-i kerime, iyi bilmediğimiz herhangi bir konuda bir şey söylemenin doğru olmadığını, bunun insanı sorumlu kılacağını bildirmektedir.<br />
  İftiranın çeşitleri vardır. En kötüsü hiç şüphe yok ki, iffetle ilgili olanıdır.<br />
  Namuslu bir kadına iftira etmek onun dünyasını yıkar. Çünkü iffet kadının en değerli varlığıdır, iftira onu perişan eder. Günahsız yere ölünceye kadar üzüntü çekmesine sebep olur.<br />
  Peygamberimiz, aleyhisselatüvesselam namuslu kadınlara iftira etmeyi, insanı helak edici günahlardan saymış, şöyle buyurmuştur:  "İnsanı mahveden yedi şeyden kaçının."<br />
  -Ey Allah ‘ın elçisi, bu yedi şey nedir? diye sorduklarında, Peygamberimiz:aleyhisselam  "Allah  ‘a (celle celalüh) ortak koşmak, sihir yapmak, Allah ‘ın, (celle celalüh) öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu kendi halinde olan mü'min kadınlara zina iftirası yapmaktır" buyurdu. (Buhari, Tıb, 48; Müslim, İman, 38)<br />
Bir sefere çıkılmıştı seferde hz. Ayşe annemizde vardı devenin üstündeydi.Devenin üstünde kapalı bir bölüm vardı.Medineye yaklaşınca konakladılar.Bir süre sonra tekrara hareket ettiler.O sırada hz. Ayşe annemiz baktıki gerdanlığı yok.aramaya koyulur.Tabiki hz. Ayşe annemizi devenin kapalı bölümünde sanmışlar ve uzaklaşmışlardı.Hz. ayşe annemiz döndüğünde kimse yoktu.Orda beklemeye başladı.Ordunun arkasında bişey varmı yokmu diye bir asker gönderilir.Bakarki Hz. Ayşe annemiz hemen sahabi annemizi görünce deveye binmesi için uzaklaşır Annemiz bindikten sonra gelir deveyi orduya yetiştirir.O sahabi hz. Ayşe annemizi getirinceye kadar yüzüne bile bakmadı.Tabiki döndüklerinde fitne kazanları kaynamıştı.Hz. Ayşe’ye r.a iftira atıldı.Günlerce ağladı ve Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattığınıza göre, yardımına sığınılacak ancak Allah'tır" (Yusuf, 12/18)  dedi.Sonra bu sabrın karşılığında nur suresi 11…20.ayetler indi ve suçsuz olduğu anlaşıldı.<br />
Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? <br />
 (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir  Onlar için çok büyük bir azap vardır<br />
Bu husus Kuranda şöyle geçer;<br />
2- Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a celle celalüh ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah celle celalüh dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. <br />
3- Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır. <br />
4- Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.<br />
5- Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah celle celalüh çok bağışlayıcı ve merhametlidir. <br />
6- Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah celle celalüh adına yemin ederek şahitlik etmesidir. <br />
7- Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın celle celalüh lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. <br />
8- Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah celle celalüh adına yemin ve şahitlik etmesi, <br />
9- Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın celle celalüh gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır. <br />
10- Ya Allah'ın (celle celalüh) size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah (celle celalüh) tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu.)? (NUR SURESİ)<br />
<br />
Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetliktir  Onlar için çok büyük bir azap vardır  Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün, onlar büyük azaba uğrayacaklardır  O gün, Allah (celle celalüh) onlara hak ettikleri cezaları verecek ve onlar Allah'ın(celle celalüh)  apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır (Nur suresi 23,24,25)<br />
Netice olarak namusu sağlam olanlara atan, zina isnat eden sonra da dört şahit getirmeyen kimseler, demek ki ikrar bulunmadıkça bir zinayı ispat için şahitliğin ölçüsü en az dörttür. Halbuki iki adil şahit ile kısas bile sabit olur. Demek ki, namuslu bir kimseyi, özellikle ırz ve namus sahibi bir kadını zina ile itham etmek canını almaktan ağırdır. Bu sebepten onlara iftira atıp da ispat edemeyenler yok mu? Bunlara da attıklarından dolayı seksen sopa vurunuz hem de bunların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyiniz. imanlı hanımlara iftira atanlar, şüphesiz Dünya ve ahirette lanetlendiler ve onlara çok büyük bir azap vardır. "O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına karşılık aleyhlerinde şahitlik yapar."<br />
(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABDULLAH BİN MUBAREK]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=376</link>
			<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 06:20:27 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=376</guid>
			<description><![CDATA["Şu dört cümle, dört bin hadîs-i şerîften seçilmiştir; kadına güvenme, mala aldanma, mîdeni fazlaca doldurma, işine yarıyacak kadar ilim öğren."<br />
<br />
KIZIMI KİME VEREYİM?<br />
<br />
Merv şehri kâdısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevkı sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı. Mübârek; "Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sâhibi; "Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübârek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevâbını verdi. <br />
<br />
Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defâ karşılaşmıştı. Mübârek'in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek; "Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra; "Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübârek, bu söze karşı şöyle dedi: <br />
<br />
"Efendim!.. İnsanlar, dâmâd için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında dindârlığa, Allahü teâlâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç."<br />
<br />
Bunun üzerine efendisi: <br />
<br />
"Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dînine bağlılık, iyi hal, emânet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi. <br />
<br />
O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garib karşılanacağını, hem kızın buna râzı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu. Ancak kâdı kararlı idi. "Kalk eve gidelim." dedi. Eve varınca hanımına; "Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı; "Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi. Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı. Fakat Mübârek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesîle ile anne durumdan haberdâr olunca dayanamadı; "Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kâdı; "Ey Mübârek! Kızıma nâz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmâd: <br />
<br />
"Ey müslümanların kâdısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerîmenize nâz etmek ne haddime. Lâkin kâdısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlâd verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi. <br />
<br />
Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.ABDULLAH BİN MUBAREK<br />
<br />
<br />
<br />
ABDULLAH BİN MÜBÂREK<br />
Tebe-i tâbiînin büyüklerinden. İsmi Abdullah ibni Mübârek bin Vâdıh Hanzalî Temîmî; künyesi, Ebû Abdurrahmân'dır. Hadîs, fıkıh âlimi, mücâhid ve zâhid idi. Tâbiînin, Peygamberimizi sallallahü aleyhi ve sellem görenlerin sohbetinde yetişti. Din düşmanları ile muhârebelerde bulundu. Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde 736 (H.118) yılında Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti. Türk ASILLIDIR<br />
<br />
İlk tahsîlini, Merv'de yapan Abdullah ibni Mübârek tahsîl için Bağdâd, Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam gibi ilim merkezlerine gitti. Bağdâd'da büyük âlimler ve evliyâ ile görüştü. Onların ders ve sohbetlerinden faydalandı. Hammâd bin Zeyd, Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Mâlik bin Enes gibi âlimlerden hadîs-i şerîf okudu. Dört bin kişiden hadîs-i şerîf dinledi. Bunlardan yalnız birinden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de büyük âlimler rivâyette bulundular. Hocalarının önde gelenleri arasında İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh de vardı. Fıkıh ilmini ondan öğrendi. İmâm-ı A'zam vefât edince, İmâm-ı Mâlik'in derslerine devam etti ve ilimde yüksek bir dereceye ulaştı.<br />
<br />
İlim tahsîlinden sonra tekrar Merv'e döndü. İlmi, edebi çok olup, az konuşmak âdeti idi. Geceleri ibâdet ile geçirirdi. Sözü senetti. Emânete pek riâyet ederdi. Şam'da birinden aldığı kalemi unutup veremeden Merv'e gelmişti. Kalemi sâhibine vermek için Merv'den tekrar Şam'a gitti. Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) ile onları gören Tâbiînin hâllerini anlatan eserleri okurken çok ağlar kendinden geçerdi. Peygamber efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem görüp sohbetlerinde bulunma şerefine kavuştukları için Eshâb-ı kirâmın üstünlüğünü anlatır ve: <br />
<br />
"Muâviye'nin radıyallahü anh, Resûlullah'ın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülazîz'den bin defâ üstündür." buyururdu.<br />
<br />
Evinde hadîs-i şerîflerle çok meşgûl olduğundan; "Yalnızlıktan rahatsız olmuyor musun?" diye sorulduğunda; "Peygamber efendimiz ve Eshâbı radıyallahü anhüm ile berâber olunca insan hiç yalnızlık duyar mı?" karşılığını verirdi.<br />
<br />
Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi. <br />
<br />
Abbâsîler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsî ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrânî yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler. <br />
<br />
Sabah namazı kılındıktan sonra, harp hazırlıkları başladı. İki ordu karşı karşıya geldi. Bizans ordusundan iri yapılı, kendisi ve atı zırhlara bürünmüş biri kılıç sallayarak ortaya çıktı. Döğüşmek için müslümanlardan er istedi. Müslüman saflarından bir kahraman onun karşısına çıktı. Fakat, şehîd düştü. Bu hâl müslümanların gayretine dokundu, ikinci bir yiğit daha çıktı. O da şehîd oldu. Sonra birkaç er daha şehîdlik şerbetini içti. Rum ordusunda sevinç çığlıkları yükselirken, müslüman ordusunda tekbir ve Allah Allah sesleri ortalığı çınlatıyordu. Bu sırada müslüman askerlerin arasından, atının üzerinde heybetli birinin meydana çıktığı görüldü. Tamâmen zırhlara bürünmüştü. Fakat kimse tanımıyordu. Rum'un karşısında dimdik durdu. Herkes son derece heyecanlı idi. Çarpışma başladığı gibi, çevik bir hareketle kılıcını Rum'un göğsüne sapladı. Müslüman saflarında tekbîr sadâları yükseliyordu. Rum tarafı ise şaşkına döndü. İkinci çıkan er de birincinin âkibetine uğradı. Sonra birkaç kişiyi daha öldürdü. Müslümanlar son derece sevinçliydi. Müslüman er yerine dönünce bu kahramanın Abdullah bin Mübârek hazretleri olduğunu görüp hayret ettiler. <br />
<br />
Seferde bile ibâdetlerini gizlerdi. Gazâ arkadaşı Muhammed bin Âyun şöyle anlatır: <br />
<br />
Seferde bir gece, Abdullah bin Mübârek (r.aleyh) istirâhate çekilmişti. Ben de mızrağıma dayanmış oturuyordum. Benim uyuduğumu zannedip kalktı ve fecr vaktine kadar namaz kıldı. Sonra beni namaza kaldırmağa geldi. Uyumadığımı ve halinden haberdar olduğumu anlayınca, hayâsından yüzü kızardı. Sefer boyunca böyle yaptı.<br />
<br />
Misis'teki ikâmeti sırasında ilim, ibâdet ve cihâddan geri durmadı. Misis'te, ikindi namazında Cumâ Mescidi'ne gelir, güneş batıncaya kadar kıbleye karşı oturur, Allahü teâlânın zikriyle, meşgûl olur, kimseyle konuşmazdı. "Kim gündüzünü Allahü teâlâyı anarak geçirirse, o, bütün gün zikretmişlerden sayılır." buyururdu.<br />
<br />
Misis nâhiyesinde on yedi bin hadîs-i şerîf rivâyet etti. Küçük yaştaki talebesi Abde bin Süleymân'a hadîs-i şerîf yazdırır ilim öğretir, üstelik ona para da verirdi.<br />
<br />
Pekçok kez hacca gitti.<br />
<br />
Bir sene hacdan sonra rüyâsında gökten inen iki melekten birinin diğerine; "Bu sene kaç kişi hacca geldi?" dediğini duydu. Öbür melek; "Altı yüz bin kişi." dedi. "Peki kaç kişinin haccı kabûl edildi?" O da; "Bunlardan hiç birinin haccı kabûl edilmedi." diye cevap verdi. <br />
<br />
Abdullah bin Mübârek buyurdu ki: <br />
<br />
Bunu işitince üzerime büyük bir sıkıntı çöktü. Dedim ki: <br />
<br />
"Bunca insan, bunca zahmet ve meşakkate katlanıp dünyânın her tarafından hacca geldiler. Çöller aşarak zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar. Bütün bu emekler boşa mı gidecek?" <br />
<br />
Bunun üzerine o melek; "Şam'da ayakkabı tâmir eden Ali bin Muvaffak adında biri vardır. O, hacca gitmeye niyet etmişti, fakat gidemedi. Lâkin haccı kabûl edildi. Altı yüz bin hacıyı ona bağışladılar da hepsinin haccı kabûl edildi." dedi.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek şöyle anlatıyor: <br />
<br />
Bunu işitince uykudan uyandım ve; "Gidip o zâtı ziyâret etmeliyim!" dedim. Arkadaşlarımdan ayrılıp, Şam kâfilesine katıldım. Şam'a gidince, o zâtın evini araştırıp buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. "Ali bin Muvaffak." dedi. İsmimi sordu. "Abdullah bin Mübârek." deyince, feryâd edip kendinden geçti. Ayılınca, gördüğüm rüyâyı kendisine anlattım. Haccının kabûl edildiğini ve kendi haccı ile berâber altı yüz bin kişinin ibâdetinin kabûl edildiğini de haber vererek; "Bana nasıl hayırlı bir amel işlediğini anlat." dedim. O da anlattı: <br />
<br />
Ben ayakkabı tâmircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu ederdim. Bu işimden, otuz senede üç yüz dirhem gümüş biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanımım hâmileydi. Komşu evden burnuna yemek kokusu gelince; komşudan yemek istememi söyledi. Gidip, onun arzusunu bildirdim. Komşum ağlayarak şöyle dedi: "Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiç bir iş bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Zarûret mikdârınca ondan bir parça kesip getirdim. Çocuklara yemek pişiriyorum. Size helâl olmaz."<br />
<br />
Bunu duyunca içime bir acı düştü. Hac için biriktirdiğim gümüşleri getirip verdim ve; "Bunu çocuklarına nafaka yap, haccımız bu olsun!" dedim. Abdullah bin Mübârek bunun üzerine; "Allahü teâlâ, doğru rüyâ gösterdi." buyurdu.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek hazretleri çok mütevâziydi. Doğru ve güzel sözü, bir çobandan bile duysa kıymet verirdi. <br />
<br />
Cömert idi. Arkadaşlarına ve muhtaçlara para vererek yardımlarına koşardı. Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Fudayl bin İyâd, İbn-i Semmâk, Mesrûk gibi zâtlara çok ihsânı vardı.<br />
<br />
Bir sene hacca giderken bir çöplüğün yanından geçiyorlardı. Orada yerden ölü kuşu alan bir kızcağız gördü. Ona hâlini sordu. O da; "Benden başka bir de kardeşim var. Yoksuluz, bir şeyimiz yok. Üç gündür açız. Biz zengindik. Babamızın malı vardı. Zulm ve haksızlıkla malını alıp öldürdüler. Gördüğünüz gibi muhtaç hâle düştük." dedi. Gözleri yaşaran Abdullah bin Mübârek hazretleri yanındaki bin altından 40'ını memlekete dönmek için ayırdı, kalanının o kızcağızın âilesine verilmesini emrederek; "Geri dönüyoruz bu seneki haccımız bu olsun." buyurup, geri döndü.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek misâfirperverdi. Canının istediği bir şeyi misafirsiz yemezdi. Sebebini sorduklarında; "Kıyâmet günü misafir ile yenenden sual olunmayacağını duydum da ondan." diye cevap verirdi. Onun çok ikrâmda bulunduğunu gören birisi; "Malınız azalıyor, misâfire ikrâm işini biraz azaltsanız?" dediğinde; "Mal azalıyorsa, ömür de bitiyor." buyurdu.<br />
<br />
Gördüklerinden ibret alırdı. Soğuk bir kış günü Nişâbur pazarında giderken, sırtında yalnız bir gömleği olduğu için üşüyüp titreyen bir köleye rastladı. Ona; "Efendine söylesen de sana bir palto alsa olmaz mı?" dedi. Köle; "Efendime ne söyleyebilirim ki, o hâlimi görüyor ve biliyor." deyince, Abdullah bin Mübârek hazretleri feryâd edip yere düştü. Kendine geldiğinde; "Sabrı ve kanâatı bu köleden öğreniniz." buyurdu.<br />
<br />
Firâset sâhibiydi. Söylenen sözlerin inceliğine hemen vâkıf olurdu. Sehl bin Ali bin Abdullah Mervezî, Abdullah bin Mübârek'in derslerine devâm ederdi. Bir gün; "Artık senin dersine gelmeyeceğim. Çünkü, bugün gelirken, senin kızların dama çıkmış, beni çağırıyorlardı. Benim Sehl'im, benim Sehl'im diyorlardı. Bunların terbiyesini vermiyor musun?" dedi. Abdullah bin Mübârek, o gece talebesini toplayıp; "Sehl'in cenâze namazına gidelim." dedi. Gidip, vefât etmiş buldular. "Vefâtını nereden anladın?" dediklerinde; "Benim hiç câriyem yok. O gördükleri Cennet hûrîleri idi. Onu Cennet'e çağırıyorlardı." dedi.<br />
<br />
İtaatsızlıkta bulunan çocuğundan şikâyete gelen bir babaya sordu: <br />
"Sen oğluna hiç beddua ettin mi?" <br />
"Evet, canımı çok sıktığı zamanlarda ettim." <br />
"Sen kendi elinle kötü yapmışsın çocuğunu. Baba ve annenin çocuğu hakkındaki duası reddolunmaz. Resûl-i Ekrem Efendimiz, mübârek dişini kıran kavmine: "Yâ Rab, kavmime hidâyet eyle. Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar!" diye dua etti. Sen de böyle bir anlayış içinde olsaydın; ziyan etmezdin. Resûl-i Ekrem'in bu sabrı ve metaneti, ziyan getirmedi, sonunda kavminin imanlarına sebeb oldu."<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek vefâtı yaklaştığı zaman bütün malını fakirlere verdi. Hizmetinde bulunan bir talebesi; "Efendim, mâlûmunuz üç çocuğunuz var. Onlara mîras bırakmayacak mısınız?" deyince:<br />
<br />
"Onları Allahü teâlâya emânet ediyorum. O, en iyi vekildir. Eğer çocuklarım, sâlih olursa, cenâb-ı Hak, hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Yok, fâsık olurlarsa, malımın kötü insanlara kalmasını istemem." buyurdu.<br />
<br />
Vefâtı ânında gözlerini açtı, güldü ve meâlen; "Amel edenler, bu ebedî nîmete kavuşmak için çalışsınlar." (Sâffât sûresi: 61) âyet-i kerîmesini okudu.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek vefâtı esnâsında, âzâdlı kölesi olan Nasr'a; "Başımı toprağa koy!" dedi. Nasr ağladı. "Niçin ağlıyorsun?" deyince; "Senin iki varlığını, servetini ve şimdi de yoksul olarak ölümünü görüp ağlıyorum." dedi. İbn-i Mübârek; "Ağlama. Zîrâ ben, Allahü teâlâdan zenginler gibi yaşamamı ve yoksullar gibi ölmemi istedim. Sonra sen, bana şehâdeti telkîn et ve ben başka bir söz konuşmadıkça da onu terk etme." buyurdu.<br />
<br />
Fudayl bin Iyâd'ın oğlu Muhammed şöyle anlattı: <br />
<br />
Abdullah bin Mübârek'i rüyâmda gördüm. Ona; "En üstün amel nedir?" dedim. "İçinde bulunduğundur." buyurdu. "Hudud boylarında beklemek de cihâd mıdır?" dedim. "Evet." buyurdu. "Allahü teâlâ sana ne muâmele yaptı?" dedim. "Beni sonsuz mağfireti ile mağfiret edip, izzet ve ikrâmlarda bulundu" dedi.<br />
<br />
Misisli İsmâil ibni İbrâhim anlatır: <br />
<br />
Hâris bin Atiyye'yi rüyâda görüp ona hâlini sordum; "Rabbim beni mağfiret etti." dedi. "Abdullah bin Mübârek nerededir?" dedim. "O, her gün Allahü teâlânın huzûruna çıkanlardandır." dedi.<br />
<br />
Nevfel anlatır: <br />
<br />
"Abdullah bin Mübârek'i rüyâda gördüm ve; "Rabbin sana ne muâmele yaptı?" dedim. O da; "Beni mağfiret etti." buyurdu. "Süfyân-ı Sevrî'ye ne yaptı?" dedim. "O, şehîdlerin içinde yüksek derecelerindedir." buyurdu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Şu dört cümle, dört bin hadîs-i şerîften seçilmiştir; kadına güvenme, mala aldanma, mîdeni fazlaca doldurma, işine yarıyacak kadar ilim öğren."<br />
<br />
KIZIMI KİME VEREYİM?<br />
<br />
Merv şehri kâdısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevkı sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı. Mübârek; "Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sâhibi; "Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübârek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevâbını verdi. <br />
<br />
Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defâ karşılaşmıştı. Mübârek'in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek; "Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra; "Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübârek, bu söze karşı şöyle dedi: <br />
<br />
"Efendim!.. İnsanlar, dâmâd için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında dindârlığa, Allahü teâlâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç."<br />
<br />
Bunun üzerine efendisi: <br />
<br />
"Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dînine bağlılık, iyi hal, emânet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi. <br />
<br />
O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garib karşılanacağını, hem kızın buna râzı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu. Ancak kâdı kararlı idi. "Kalk eve gidelim." dedi. Eve varınca hanımına; "Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı; "Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi. Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı. Fakat Mübârek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesîle ile anne durumdan haberdâr olunca dayanamadı; "Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kâdı; "Ey Mübârek! Kızıma nâz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmâd: <br />
<br />
"Ey müslümanların kâdısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerîmenize nâz etmek ne haddime. Lâkin kâdısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlâd verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi. <br />
<br />
Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.ABDULLAH BİN MUBAREK<br />
<br />
<br />
<br />
ABDULLAH BİN MÜBÂREK<br />
Tebe-i tâbiînin büyüklerinden. İsmi Abdullah ibni Mübârek bin Vâdıh Hanzalî Temîmî; künyesi, Ebû Abdurrahmân'dır. Hadîs, fıkıh âlimi, mücâhid ve zâhid idi. Tâbiînin, Peygamberimizi sallallahü aleyhi ve sellem görenlerin sohbetinde yetişti. Din düşmanları ile muhârebelerde bulundu. Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde 736 (H.118) yılında Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti. Türk ASILLIDIR<br />
<br />
İlk tahsîlini, Merv'de yapan Abdullah ibni Mübârek tahsîl için Bağdâd, Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam gibi ilim merkezlerine gitti. Bağdâd'da büyük âlimler ve evliyâ ile görüştü. Onların ders ve sohbetlerinden faydalandı. Hammâd bin Zeyd, Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Mâlik bin Enes gibi âlimlerden hadîs-i şerîf okudu. Dört bin kişiden hadîs-i şerîf dinledi. Bunlardan yalnız birinden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de büyük âlimler rivâyette bulundular. Hocalarının önde gelenleri arasında İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh de vardı. Fıkıh ilmini ondan öğrendi. İmâm-ı A'zam vefât edince, İmâm-ı Mâlik'in derslerine devam etti ve ilimde yüksek bir dereceye ulaştı.<br />
<br />
İlim tahsîlinden sonra tekrar Merv'e döndü. İlmi, edebi çok olup, az konuşmak âdeti idi. Geceleri ibâdet ile geçirirdi. Sözü senetti. Emânete pek riâyet ederdi. Şam'da birinden aldığı kalemi unutup veremeden Merv'e gelmişti. Kalemi sâhibine vermek için Merv'den tekrar Şam'a gitti. Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) ile onları gören Tâbiînin hâllerini anlatan eserleri okurken çok ağlar kendinden geçerdi. Peygamber efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem görüp sohbetlerinde bulunma şerefine kavuştukları için Eshâb-ı kirâmın üstünlüğünü anlatır ve: <br />
<br />
"Muâviye'nin radıyallahü anh, Resûlullah'ın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülazîz'den bin defâ üstündür." buyururdu.<br />
<br />
Evinde hadîs-i şerîflerle çok meşgûl olduğundan; "Yalnızlıktan rahatsız olmuyor musun?" diye sorulduğunda; "Peygamber efendimiz ve Eshâbı radıyallahü anhüm ile berâber olunca insan hiç yalnızlık duyar mı?" karşılığını verirdi.<br />
<br />
Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi. <br />
<br />
Abbâsîler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsî ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrânî yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler. <br />
<br />
Sabah namazı kılındıktan sonra, harp hazırlıkları başladı. İki ordu karşı karşıya geldi. Bizans ordusundan iri yapılı, kendisi ve atı zırhlara bürünmüş biri kılıç sallayarak ortaya çıktı. Döğüşmek için müslümanlardan er istedi. Müslüman saflarından bir kahraman onun karşısına çıktı. Fakat, şehîd düştü. Bu hâl müslümanların gayretine dokundu, ikinci bir yiğit daha çıktı. O da şehîd oldu. Sonra birkaç er daha şehîdlik şerbetini içti. Rum ordusunda sevinç çığlıkları yükselirken, müslüman ordusunda tekbir ve Allah Allah sesleri ortalığı çınlatıyordu. Bu sırada müslüman askerlerin arasından, atının üzerinde heybetli birinin meydana çıktığı görüldü. Tamâmen zırhlara bürünmüştü. Fakat kimse tanımıyordu. Rum'un karşısında dimdik durdu. Herkes son derece heyecanlı idi. Çarpışma başladığı gibi, çevik bir hareketle kılıcını Rum'un göğsüne sapladı. Müslüman saflarında tekbîr sadâları yükseliyordu. Rum tarafı ise şaşkına döndü. İkinci çıkan er de birincinin âkibetine uğradı. Sonra birkaç kişiyi daha öldürdü. Müslümanlar son derece sevinçliydi. Müslüman er yerine dönünce bu kahramanın Abdullah bin Mübârek hazretleri olduğunu görüp hayret ettiler. <br />
<br />
Seferde bile ibâdetlerini gizlerdi. Gazâ arkadaşı Muhammed bin Âyun şöyle anlatır: <br />
<br />
Seferde bir gece, Abdullah bin Mübârek (r.aleyh) istirâhate çekilmişti. Ben de mızrağıma dayanmış oturuyordum. Benim uyuduğumu zannedip kalktı ve fecr vaktine kadar namaz kıldı. Sonra beni namaza kaldırmağa geldi. Uyumadığımı ve halinden haberdar olduğumu anlayınca, hayâsından yüzü kızardı. Sefer boyunca böyle yaptı.<br />
<br />
Misis'teki ikâmeti sırasında ilim, ibâdet ve cihâddan geri durmadı. Misis'te, ikindi namazında Cumâ Mescidi'ne gelir, güneş batıncaya kadar kıbleye karşı oturur, Allahü teâlânın zikriyle, meşgûl olur, kimseyle konuşmazdı. "Kim gündüzünü Allahü teâlâyı anarak geçirirse, o, bütün gün zikretmişlerden sayılır." buyururdu.<br />
<br />
Misis nâhiyesinde on yedi bin hadîs-i şerîf rivâyet etti. Küçük yaştaki talebesi Abde bin Süleymân'a hadîs-i şerîf yazdırır ilim öğretir, üstelik ona para da verirdi.<br />
<br />
Pekçok kez hacca gitti.<br />
<br />
Bir sene hacdan sonra rüyâsında gökten inen iki melekten birinin diğerine; "Bu sene kaç kişi hacca geldi?" dediğini duydu. Öbür melek; "Altı yüz bin kişi." dedi. "Peki kaç kişinin haccı kabûl edildi?" O da; "Bunlardan hiç birinin haccı kabûl edilmedi." diye cevap verdi. <br />
<br />
Abdullah bin Mübârek buyurdu ki: <br />
<br />
Bunu işitince üzerime büyük bir sıkıntı çöktü. Dedim ki: <br />
<br />
"Bunca insan, bunca zahmet ve meşakkate katlanıp dünyânın her tarafından hacca geldiler. Çöller aşarak zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar. Bütün bu emekler boşa mı gidecek?" <br />
<br />
Bunun üzerine o melek; "Şam'da ayakkabı tâmir eden Ali bin Muvaffak adında biri vardır. O, hacca gitmeye niyet etmişti, fakat gidemedi. Lâkin haccı kabûl edildi. Altı yüz bin hacıyı ona bağışladılar da hepsinin haccı kabûl edildi." dedi.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek şöyle anlatıyor: <br />
<br />
Bunu işitince uykudan uyandım ve; "Gidip o zâtı ziyâret etmeliyim!" dedim. Arkadaşlarımdan ayrılıp, Şam kâfilesine katıldım. Şam'a gidince, o zâtın evini araştırıp buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. "Ali bin Muvaffak." dedi. İsmimi sordu. "Abdullah bin Mübârek." deyince, feryâd edip kendinden geçti. Ayılınca, gördüğüm rüyâyı kendisine anlattım. Haccının kabûl edildiğini ve kendi haccı ile berâber altı yüz bin kişinin ibâdetinin kabûl edildiğini de haber vererek; "Bana nasıl hayırlı bir amel işlediğini anlat." dedim. O da anlattı: <br />
<br />
Ben ayakkabı tâmircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu ederdim. Bu işimden, otuz senede üç yüz dirhem gümüş biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanımım hâmileydi. Komşu evden burnuna yemek kokusu gelince; komşudan yemek istememi söyledi. Gidip, onun arzusunu bildirdim. Komşum ağlayarak şöyle dedi: "Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiç bir iş bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Zarûret mikdârınca ondan bir parça kesip getirdim. Çocuklara yemek pişiriyorum. Size helâl olmaz."<br />
<br />
Bunu duyunca içime bir acı düştü. Hac için biriktirdiğim gümüşleri getirip verdim ve; "Bunu çocuklarına nafaka yap, haccımız bu olsun!" dedim. Abdullah bin Mübârek bunun üzerine; "Allahü teâlâ, doğru rüyâ gösterdi." buyurdu.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek hazretleri çok mütevâziydi. Doğru ve güzel sözü, bir çobandan bile duysa kıymet verirdi. <br />
<br />
Cömert idi. Arkadaşlarına ve muhtaçlara para vererek yardımlarına koşardı. Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Fudayl bin İyâd, İbn-i Semmâk, Mesrûk gibi zâtlara çok ihsânı vardı.<br />
<br />
Bir sene hacca giderken bir çöplüğün yanından geçiyorlardı. Orada yerden ölü kuşu alan bir kızcağız gördü. Ona hâlini sordu. O da; "Benden başka bir de kardeşim var. Yoksuluz, bir şeyimiz yok. Üç gündür açız. Biz zengindik. Babamızın malı vardı. Zulm ve haksızlıkla malını alıp öldürdüler. Gördüğünüz gibi muhtaç hâle düştük." dedi. Gözleri yaşaran Abdullah bin Mübârek hazretleri yanındaki bin altından 40'ını memlekete dönmek için ayırdı, kalanının o kızcağızın âilesine verilmesini emrederek; "Geri dönüyoruz bu seneki haccımız bu olsun." buyurup, geri döndü.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek misâfirperverdi. Canının istediği bir şeyi misafirsiz yemezdi. Sebebini sorduklarında; "Kıyâmet günü misafir ile yenenden sual olunmayacağını duydum da ondan." diye cevap verirdi. Onun çok ikrâmda bulunduğunu gören birisi; "Malınız azalıyor, misâfire ikrâm işini biraz azaltsanız?" dediğinde; "Mal azalıyorsa, ömür de bitiyor." buyurdu.<br />
<br />
Gördüklerinden ibret alırdı. Soğuk bir kış günü Nişâbur pazarında giderken, sırtında yalnız bir gömleği olduğu için üşüyüp titreyen bir köleye rastladı. Ona; "Efendine söylesen de sana bir palto alsa olmaz mı?" dedi. Köle; "Efendime ne söyleyebilirim ki, o hâlimi görüyor ve biliyor." deyince, Abdullah bin Mübârek hazretleri feryâd edip yere düştü. Kendine geldiğinde; "Sabrı ve kanâatı bu köleden öğreniniz." buyurdu.<br />
<br />
Firâset sâhibiydi. Söylenen sözlerin inceliğine hemen vâkıf olurdu. Sehl bin Ali bin Abdullah Mervezî, Abdullah bin Mübârek'in derslerine devâm ederdi. Bir gün; "Artık senin dersine gelmeyeceğim. Çünkü, bugün gelirken, senin kızların dama çıkmış, beni çağırıyorlardı. Benim Sehl'im, benim Sehl'im diyorlardı. Bunların terbiyesini vermiyor musun?" dedi. Abdullah bin Mübârek, o gece talebesini toplayıp; "Sehl'in cenâze namazına gidelim." dedi. Gidip, vefât etmiş buldular. "Vefâtını nereden anladın?" dediklerinde; "Benim hiç câriyem yok. O gördükleri Cennet hûrîleri idi. Onu Cennet'e çağırıyorlardı." dedi.<br />
<br />
İtaatsızlıkta bulunan çocuğundan şikâyete gelen bir babaya sordu: <br />
"Sen oğluna hiç beddua ettin mi?" <br />
"Evet, canımı çok sıktığı zamanlarda ettim." <br />
"Sen kendi elinle kötü yapmışsın çocuğunu. Baba ve annenin çocuğu hakkındaki duası reddolunmaz. Resûl-i Ekrem Efendimiz, mübârek dişini kıran kavmine: "Yâ Rab, kavmime hidâyet eyle. Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar!" diye dua etti. Sen de böyle bir anlayış içinde olsaydın; ziyan etmezdin. Resûl-i Ekrem'in bu sabrı ve metaneti, ziyan getirmedi, sonunda kavminin imanlarına sebeb oldu."<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek vefâtı yaklaştığı zaman bütün malını fakirlere verdi. Hizmetinde bulunan bir talebesi; "Efendim, mâlûmunuz üç çocuğunuz var. Onlara mîras bırakmayacak mısınız?" deyince:<br />
<br />
"Onları Allahü teâlâya emânet ediyorum. O, en iyi vekildir. Eğer çocuklarım, sâlih olursa, cenâb-ı Hak, hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Yok, fâsık olurlarsa, malımın kötü insanlara kalmasını istemem." buyurdu.<br />
<br />
Vefâtı ânında gözlerini açtı, güldü ve meâlen; "Amel edenler, bu ebedî nîmete kavuşmak için çalışsınlar." (Sâffât sûresi: 61) âyet-i kerîmesini okudu.<br />
<br />
Abdullah bin Mübârek vefâtı esnâsında, âzâdlı kölesi olan Nasr'a; "Başımı toprağa koy!" dedi. Nasr ağladı. "Niçin ağlıyorsun?" deyince; "Senin iki varlığını, servetini ve şimdi de yoksul olarak ölümünü görüp ağlıyorum." dedi. İbn-i Mübârek; "Ağlama. Zîrâ ben, Allahü teâlâdan zenginler gibi yaşamamı ve yoksullar gibi ölmemi istedim. Sonra sen, bana şehâdeti telkîn et ve ben başka bir söz konuşmadıkça da onu terk etme." buyurdu.<br />
<br />
Fudayl bin Iyâd'ın oğlu Muhammed şöyle anlattı: <br />
<br />
Abdullah bin Mübârek'i rüyâmda gördüm. Ona; "En üstün amel nedir?" dedim. "İçinde bulunduğundur." buyurdu. "Hudud boylarında beklemek de cihâd mıdır?" dedim. "Evet." buyurdu. "Allahü teâlâ sana ne muâmele yaptı?" dedim. "Beni sonsuz mağfireti ile mağfiret edip, izzet ve ikrâmlarda bulundu" dedi.<br />
<br />
Misisli İsmâil ibni İbrâhim anlatır: <br />
<br />
Hâris bin Atiyye'yi rüyâda görüp ona hâlini sordum; "Rabbim beni mağfiret etti." dedi. "Abdullah bin Mübârek nerededir?" dedim. "O, her gün Allahü teâlânın huzûruna çıkanlardandır." dedi.<br />
<br />
Nevfel anlatır: <br />
<br />
"Abdullah bin Mübârek'i rüyâda gördüm ve; "Rabbin sana ne muâmele yaptı?" dedim. O da; "Beni mağfiret etti." buyurdu. "Süfyân-ı Sevrî'ye ne yaptı?" dedim. "O, şehîdlerin içinde yüksek derecelerindedir." buyurdu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[terk edilmiş bu site]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=375</link>
			<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 04:17:57 -0800</pubDate>
			<dc:creator>mahfuz</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=375</guid>
			<description><![CDATA[burada hiç kimse yok]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[burada hiç kimse yok]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[tanışma]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=374</link>
			<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 04:20:14 -0800</pubDate>
			<dc:creator>mahfuz</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=374</guid>
			<description><![CDATA[burada mevcut ne kadar  yoldaş, dost  varsa hepsini selamlarım, merhaba,, Allah üümetin yar ve yardımcısı olsun ..ammin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[burada mevcut ne kadar  yoldaş, dost  varsa hepsini selamlarım, merhaba,, Allah üümetin yar ve yardımcısı olsun ..ammin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zilhicce ayı ne kadar önemli biliyomuyuz]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=373</link>
			<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 13:28:17 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=373</guid>
			<description><![CDATA[ZİLHİCCE AYI  ON MUBAREK GECE ve ORUÇ<br />
<br />
Kamerî ayların onikincisi olan Zilhicce ayı, İslâm'ın beş esasından olan hac ibadetinin yerine getirildiği aydır  Bu mübarek ayın 1'inden 10'una kadar olan zaman dilimi "leyali-i aşere", yani on mübarek gecedir  10'uncu gün ise Kurban Bayramının ilk günüdür<br />
ALLAH c.c şöyle buyurdu;<br />
<br />
"Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır." (Fecr:1-5)<br />
<br />
Denilmiştir ki; "Fecr"den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: "Fecr" lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.<br />
"Ve on gece yemin olsun."<br />
Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir<br />
Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: <br />
-On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.<br />
Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir. <br />
Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:<br />
-"Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur."<br />
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur.<br />
 Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace&#93;<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki&#93;<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin&#93;<br />
<br />
-Zilhicce'nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan'da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur " (Şir'a)<br />
<br />
-(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe&#93; günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin&#93;<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat&#93;<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) <br />
<br />
-(Allah c.c indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani&#93; <br />
<br />
Tesbih: Sübhanallah, <br />
Tahmid: Elhamdülillah, <br />
Tehlil: La ilahe illallah, <br />
Tekbir: Allahü ekber, demektir. <br />
<br />
*Peygamber efendimiz s.a.v , Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah c.c yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediler. Peygamber efendimiz, cevabında buyurdu ki: <br />
(Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir.) [Buhari&#93;<br />
<br />
*Ebüdderda hazretleri buyurdu ki:<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu.<br />
<br />
*İslam büyükleri, bu gibi özel günlerde, bol bol tevbe istiğfar-şükür (estağfirullah-elhamdülillah) çekilmesini, Peygamber Efendimize (S.A.V.) salavat okumasını, La İlahe illallah ve Allah isimlerin okumak gerektiğini ve Kur’an- Kerim okunmasını, eğer bilinmiyorsa İhlas Suresi’nin okunmasını tavsiye etmişlerdir*<br />
<br />
*İbni Abbas hz.lerinden rivayet olunduki:<br />
Peygamber Efendimiz s.a.v şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Zilhicce'nin 1. günü Adem aleyhisselamın magfiret olundugu gündür. O‘na tevbe, Arefe günü nasib oldu.<br />
Bir kimse ogün oruçlu olursa hz.ALLAH c.c onun bütün günahlarını magfiret eder..<br />
Yine bu on günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, bir kaç fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.<br />
Kâbe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.<br />
2.günü ALLAH'ü teala Yunus aleyhisselamın duasını kabul edip balıgın karnından kurtardı.<br />
ogün oruçlu olan kimse senenin tamamında ibadet etmiş olup göz açıp kapayıncaya kadar dahi isyan etmemiş gibi mükafatlandırılır.<br />
3.günü Hz.ALLAH c.c Zekeriya aleyhisselamın duasını kabul buyurdu.<br />
bu gün oruç tutan kimseninde ALLAH'ü Teala duasını kabul eder.<br />
4.günü İsa aleyhisselamın dünyaya teşrif ettigi gündür.<br />
Bir kimse 4.günü oruç tutarsa Hz.ALLAH c.c ondan fakri ve korkuyu kaldırır.<br />
5.günü Musa aleyhisselam dünyaya teşrif buyurdu.<br />
5.gün oruçlu bulunan kimse nifaktan beri ve azabı kabirden emin olur.Kıyamet günü o kimse iyilerle beraber olur.<br />
6.günü hz.ALLAH c.c hayrı feth eyledi.<br />
ogün oruçluya Hz. ALLAH c.c  rahmet nazarı ile nazar eder.Okimse ebedi azap olunmaz.<br />
7.günü öylebir gündür ki;Hz. ALLAH c.c cehennem kapılarını kapatır.<br />
Zilhicce günleri gecmedikçe açmaz.Bir kimse ogün oruçlu olsa hz.ALLAH c.c 30 güçlük kapısını kapatır.30 kolaylık kapısını açar.<br />
8.günü terviye günüdür.<br />
ogün oruçlu olan kimseye Hak Teala okadar çok şey ihsan ederki miktarını ancakkendisi bilir<br />
9.günü Arefe günüdür.<br />
o günün orucu ise o sene'yede gelecek sene'yede kifayet eder.<br />
Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir<br />
10.gün Kurban bayramı'nın 1.günü olup<br />
o gün kurban kesenin, kurbanının ilk damlası ile ehlinin ıyalinin günahları affolunur.."<br />
Ve devamla buyurdularki; <br />
"Benim ve benden evvelki peygamberlerin zikir ettiklerinin en faziletlisi Zilhicce'nin 10 gününde söylenilen <br />
"LA İLAHE İLLALLAHÜ VAHDEHU LA ŞERİKE LEH.LEHÜ'L-MÜLKÜ VELEHÜ'L-HAMDÜ YUHYİİ VE YüMİT VE HÜVE HAYYÜN LA YEMÜTÜ.BİYEDİHİ'L-HAYR VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEY'İN KADİR.." kavli şerifidir.."<br />
<br />
AREFE GÜNÜNÜN ÖNEMİ VE AREFE GÜNÜ ORUÇ TUTMAK<br />
Hz. Âdem (a.s.) ve Hz. Havva Arefe gününde Arafat'ta buluştukları için bugüne ve yere bu isimler verilmiştir.<br />
Kurban bayramından önceki gündür  Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
*(Arefe günü [Besmeleyle&#93; bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) <br />
*(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani&#93;<br />
*(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile&#93; oruca bedeldir.) [Taberani&#93;<br />
*(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah c.c yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin&#93;<br />
<br />
"Resulullah (s.a.), dört şeyi hiç terk etmemiştir: Zilhicce'den dokuz günle Aşura günü orucu; her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç (bazı rivayetlerde sabah namazının sünneti)" (Ebu Dâvud, savm 61; Nesâi, sıyâm, 83)<br />
<br />
 "Arefe günü oruç tutan kimsenin önündeki bir yıl ile geçmişteki bir yıllık (küçük) günahlarının bağışlanacağı umulur." (Müslim)<br />
<br />
Ebû Katâde radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu o da: <br />
"Geçmiş bir yılın ve gelecek bir yılın günahlarına kefâret olur" buyurdu  <br />
Müslim, Sıyâm 196, 197  Ayrıca bk  Ebû Dâvûd, Savm 54; Tirmizî, Savm 48; İbni Mâce<br />
NOT Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ZİLHİCCE AYI  ON MUBAREK GECE ve ORUÇ<br />
<br />
Kamerî ayların onikincisi olan Zilhicce ayı, İslâm'ın beş esasından olan hac ibadetinin yerine getirildiği aydır  Bu mübarek ayın 1'inden 10'una kadar olan zaman dilimi "leyali-i aşere", yani on mübarek gecedir  10'uncu gün ise Kurban Bayramının ilk günüdür<br />
ALLAH c.c şöyle buyurdu;<br />
<br />
"Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır." (Fecr:1-5)<br />
<br />
Denilmiştir ki; "Fecr"den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: "Fecr" lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.<br />
"Ve on gece yemin olsun."<br />
Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir<br />
Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: <br />
-On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.<br />
Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir. <br />
Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:<br />
-"Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur."<br />
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur.<br />
 Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki]<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
-Zilhicce'nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan'da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur " (Şir'a)<br />
<br />
-(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]<br />
<br />
-(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) <br />
<br />
-(Allah c.c indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani] <br />
<br />
Tesbih: Sübhanallah, <br />
Tahmid: Elhamdülillah, <br />
Tehlil: La ilahe illallah, <br />
Tekbir: Allahü ekber, demektir. <br />
<br />
*Peygamber efendimiz s.a.v , Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah c.c yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediler. Peygamber efendimiz, cevabında buyurdu ki: <br />
(Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir.) [Buhari]<br />
<br />
*Ebüdderda hazretleri buyurdu ki:<br />
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu.<br />
<br />
*İslam büyükleri, bu gibi özel günlerde, bol bol tevbe istiğfar-şükür (estağfirullah-elhamdülillah) çekilmesini, Peygamber Efendimize (S.A.V.) salavat okumasını, La İlahe illallah ve Allah isimlerin okumak gerektiğini ve Kur’an- Kerim okunmasını, eğer bilinmiyorsa İhlas Suresi’nin okunmasını tavsiye etmişlerdir*<br />
<br />
*İbni Abbas hz.lerinden rivayet olunduki:<br />
Peygamber Efendimiz s.a.v şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Zilhicce'nin 1. günü Adem aleyhisselamın magfiret olundugu gündür. O‘na tevbe, Arefe günü nasib oldu.<br />
Bir kimse ogün oruçlu olursa hz.ALLAH c.c onun bütün günahlarını magfiret eder..<br />
Yine bu on günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, bir kaç fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.<br />
Kâbe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.<br />
2.günü ALLAH'ü teala Yunus aleyhisselamın duasını kabul edip balıgın karnından kurtardı.<br />
ogün oruçlu olan kimse senenin tamamında ibadet etmiş olup göz açıp kapayıncaya kadar dahi isyan etmemiş gibi mükafatlandırılır.<br />
3.günü Hz.ALLAH c.c Zekeriya aleyhisselamın duasını kabul buyurdu.<br />
bu gün oruç tutan kimseninde ALLAH'ü Teala duasını kabul eder.<br />
4.günü İsa aleyhisselamın dünyaya teşrif ettigi gündür.<br />
Bir kimse 4.günü oruç tutarsa Hz.ALLAH c.c ondan fakri ve korkuyu kaldırır.<br />
5.günü Musa aleyhisselam dünyaya teşrif buyurdu.<br />
5.gün oruçlu bulunan kimse nifaktan beri ve azabı kabirden emin olur.Kıyamet günü o kimse iyilerle beraber olur.<br />
6.günü hz.ALLAH c.c hayrı feth eyledi.<br />
ogün oruçluya Hz. ALLAH c.c  rahmet nazarı ile nazar eder.Okimse ebedi azap olunmaz.<br />
7.günü öylebir gündür ki;Hz. ALLAH c.c cehennem kapılarını kapatır.<br />
Zilhicce günleri gecmedikçe açmaz.Bir kimse ogün oruçlu olsa hz.ALLAH c.c 30 güçlük kapısını kapatır.30 kolaylık kapısını açar.<br />
8.günü terviye günüdür.<br />
ogün oruçlu olan kimseye Hak Teala okadar çok şey ihsan ederki miktarını ancakkendisi bilir<br />
9.günü Arefe günüdür.<br />
o günün orucu ise o sene'yede gelecek sene'yede kifayet eder.<br />
Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir<br />
10.gün Kurban bayramı'nın 1.günü olup<br />
o gün kurban kesenin, kurbanının ilk damlası ile ehlinin ıyalinin günahları affolunur.."<br />
Ve devamla buyurdularki; <br />
"Benim ve benden evvelki peygamberlerin zikir ettiklerinin en faziletlisi Zilhicce'nin 10 gününde söylenilen <br />
"LA İLAHE İLLALLAHÜ VAHDEHU LA ŞERİKE LEH.LEHÜ'L-MÜLKÜ VELEHÜ'L-HAMDÜ YUHYİİ VE YüMİT VE HÜVE HAYYÜN LA YEMÜTÜ.BİYEDİHİ'L-HAYR VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEY'İN KADİR.." kavli şerifidir.."<br />
<br />
AREFE GÜNÜNÜN ÖNEMİ VE AREFE GÜNÜ ORUÇ TUTMAK<br />
Hz. Âdem (a.s.) ve Hz. Havva Arefe gününde Arafat'ta buluştukları için bugüne ve yere bu isimler verilmiştir.<br />
Kurban bayramından önceki gündür  Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
*(Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) <br />
*(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]<br />
*(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]<br />
*(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah c.c yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]<br />
<br />
"Resulullah (s.a.), dört şeyi hiç terk etmemiştir: Zilhicce'den dokuz günle Aşura günü orucu; her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç (bazı rivayetlerde sabah namazının sünneti)" (Ebu Dâvud, savm 61; Nesâi, sıyâm, 83)<br />
<br />
 "Arefe günü oruç tutan kimsenin önündeki bir yıl ile geçmişteki bir yıllık (küçük) günahlarının bağışlanacağı umulur." (Müslim)<br />
<br />
Ebû Katâde radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu o da: <br />
"Geçmiş bir yılın ve gelecek bir yılın günahlarına kefâret olur" buyurdu  <br />
Müslim, Sıyâm 196, 197  Ayrıca bk  Ebû Dâvûd, Savm 54; Tirmizî, Savm 48; İbni Mâce<br />
NOT Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[GIYBETİN SONUÇLARINA BAKIN LÜTFEN]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=372</link>
			<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 04:36:36 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=372</guid>
			<description><![CDATA[Gıybet, insanın sevaplarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman düşünmek, gıybet etmeye mani olur. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
(Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. "Bunlar kim" dedim. Cebrail aleyhisselam, "Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeleyen kimselerdir" dedi.) [Ebu Davud&#93;<br />
<br />
(Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. "Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır" denir.) [Harâiti&#93;<br />
<br />
(Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.) [İ.Ebiddünya&#93;<br />
<br />
(Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.) [İbni Ebiddünya&#93;<br />
<br />
(Kıyamette, sevap defteri açılan bir kimse, "Dünyada iken, şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil" der. "Onlar, silinip gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.) [İsfehani&#93;<br />
<br />
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani&#93;<br />
<br />
(Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa&#93;, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali&#93;<br />
<br />
(Miracda göğüslerinden asılarak azap edilenleri gördüm. “Bunlar, kaş göz işaretiyle alay ve gıybet edenlerdir” dendi. Nitekim Kur’anda, [mealen&#93; şöyle buyuruluyor: (İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz ile alay edenlerin vay haline!) [Hümeze1&#93; (Beyheki)<br />
<br />
(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed&#93; <br />
<br />
(Gıybet ve kovuculuk, kişinin imanını zayıflatarak yok eder.) [İsfehani&#93; <br />
<br />
(Cehennemden en son çıkan, gıybetten tevbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tevbe etmeden ölendir.) [R.Nasıhin&#93; <br />
<br />
(Gıybet, etmek leş yemekten daha kötüdür.) [İ.Hibban&#93;<br />
<br />
(Biri için söylenen kusur, onda varsa, gıybettir, yoksa iftira olur.) [Müslim&#93;<br />
<br />
(Gıybet edenin duası kabul olmaz.) [Şir’a&#93;<br />
<br />
(Gıybet eden Cehennemliktir.) [İsfehani&#93; <br />
<br />
(Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan, Cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ateşten bir tabut içindedir, ikincisi bağırsaklarını yerde sürür, üçüncüsü kan ve irin kusar, dördüncüsü kendi etini yer. İlki borçlu olarak öldü. İkincisi idrardan sakınmazdı. Üçüncüsü, müstehcen konuşurdu. Dördüncüsü, gıybet ve kovuculuk ederdi.) [Taberani&#93;<br />
<br />
Yeni defnedilen iki ölü için Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şimdi onların kabirleri ateşle dolduruldu, azap içindedir. Feryatlarını insan ve cinden başka her mahluk işitti. Eğer gizleyebilseydiniz, benim işittiklerimi siz de işitirdiniz. Bunlardan biri, idrardan sakınmazdı, öteki de, insan eti yerdi [gıybet ederdi&#93;.) [İ.Ahmed, İbni Cerir&#93;<br />
<br />
(Gıybetini yaptığı kişi, gıybet edeni affetmedikçe, mağfiret olunmaz.) [Deylemi&#93;<br />
<br />
Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tevbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişiyi de affet) diye dua etmelidir! İki hadis-i şerif meali :<br />
(Gıybetin kefareti, gıybet edilenin mağfireti için dua etmektir.) [İbni Lâl&#93;<br />
<br />
(Gıybet eden, gıybet edilen için mağfiret dilerse gıybet günahına kefaret olur.) [Hatib]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gıybet, insanın sevaplarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman düşünmek, gıybet etmeye mani olur. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
(Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. "Bunlar kim" dedim. Cebrail aleyhisselam, "Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeleyen kimselerdir" dedi.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. "Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır" denir.) [Harâiti]<br />
<br />
(Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.) [İ.Ebiddünya]<br />
<br />
(Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.) [İbni Ebiddünya]<br />
<br />
(Kıyamette, sevap defteri açılan bir kimse, "Dünyada iken, şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil" der. "Onlar, silinip gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.) [İsfehani]<br />
<br />
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]<br />
<br />
(Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali]<br />
<br />
(Miracda göğüslerinden asılarak azap edilenleri gördüm. “Bunlar, kaş göz işaretiyle alay ve gıybet edenlerdir” dendi. Nitekim Kur’anda, [mealen] şöyle buyuruluyor: (İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz ile alay edenlerin vay haline!) [Hümeze1] (Beyheki)<br />
<br />
(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed] <br />
<br />
(Gıybet ve kovuculuk, kişinin imanını zayıflatarak yok eder.) [İsfehani] <br />
<br />
(Cehennemden en son çıkan, gıybetten tevbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tevbe etmeden ölendir.) [R.Nasıhin] <br />
<br />
(Gıybet, etmek leş yemekten daha kötüdür.) [İ.Hibban]<br />
<br />
(Biri için söylenen kusur, onda varsa, gıybettir, yoksa iftira olur.) [Müslim]<br />
<br />
(Gıybet edenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]<br />
<br />
(Gıybet eden Cehennemliktir.) [İsfehani] <br />
<br />
(Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan, Cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ateşten bir tabut içindedir, ikincisi bağırsaklarını yerde sürür, üçüncüsü kan ve irin kusar, dördüncüsü kendi etini yer. İlki borçlu olarak öldü. İkincisi idrardan sakınmazdı. Üçüncüsü, müstehcen konuşurdu. Dördüncüsü, gıybet ve kovuculuk ederdi.) [Taberani]<br />
<br />
Yeni defnedilen iki ölü için Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şimdi onların kabirleri ateşle dolduruldu, azap içindedir. Feryatlarını insan ve cinden başka her mahluk işitti. Eğer gizleyebilseydiniz, benim işittiklerimi siz de işitirdiniz. Bunlardan biri, idrardan sakınmazdı, öteki de, insan eti yerdi [gıybet ederdi].) [İ.Ahmed, İbni Cerir]<br />
<br />
(Gıybetini yaptığı kişi, gıybet edeni affetmedikçe, mağfiret olunmaz.) [Deylemi]<br />
<br />
Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tevbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişiyi de affet) diye dua etmelidir! İki hadis-i şerif meali :<br />
(Gıybetin kefareti, gıybet edilenin mağfireti için dua etmektir.) [İbni Lâl]<br />
<br />
(Gıybet eden, gıybet edilen için mağfiret dilerse gıybet günahına kefaret olur.) [Hatib]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DÜŞÜK ÇOCUKLARA İSİM KOYUN]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=371</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 05:41:41 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=371</guid>
			<description><![CDATA[ALLAH Resulü (s.a.v) buyuruyor ki;<br />
<br />
"Düşük çocuklarada isim koyun ALLAH onunla mizanınızı ağırlaştırır.Zira onlar kıyamet günü gelirler şöyle derler 'Ey Rabbim beni zayi ettiler ve bana isim vermediler'" (ramuz el-hadis)<br />
<br />
"Biriniz uykudan uyandığı zaman üç kere sümkürsün zira şeytan burnunun içinde geceler." (Buhari)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ALLAH Resulü (s.a.v) buyuruyor ki;<br />
<br />
"Düşük çocuklarada isim koyun ALLAH onunla mizanınızı ağırlaştırır.Zira onlar kıyamet günü gelirler şöyle derler 'Ey Rabbim beni zayi ettiler ve bana isim vermediler'" (ramuz el-hadis)<br />
<br />
"Biriniz uykudan uyandığı zaman üç kere sümkürsün zira şeytan burnunun içinde geceler." (Buhari)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BÜTÜN AMELİ BOŞA GİDER]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=370</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 05:38:51 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=370</guid>
			<description><![CDATA[PEYGAMBERİMİZ (S.A.V) buyuruyor ki;<br />
<br />
"Kim ikindi namazını kaçırırsa yaptığı güzel amelleri boşa gider."Buhari<br />
<br />
Namazların hepsi önemli fakat sabah ve orta namazı yani ikindi namazı çok daha önemli.Hiç kılmayan biri bile en azından sabah ve ikindi namazını kılmalı.Yeni başlayanlar yada kılmaya çalışanlar bu iki vakti kıldıklarında diğer vakitleri zaten kendiliklerinden kılarlar.Yeni namaza başlayanlara bu iki vakti kılarak başlamalarını tavsiye edrsek zaten diğer vakitleri kendileri kılmak zorunda hissedeceklerdir.<br />
Sonuç olarak bir vakit namaz dünyalara bedeldir.Bu dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır.Hayatımızı namaza göre düzenlemeliyiz.Bir rivayete göre bir vakit namazı kaçıranın cezası cehennemde 80 yıl yanmak derler.Bu belki bir ölçüdür ama ürkütücü değil mi.ALLAH huzuruna çağırdığında lütfen gidelim bundan daha önemli ne olabilir ki.ALLAH huşu içinde ömrümüzün sonununa kadar namaz kılmayı ve kılmayanlarada bu nimeti bir vesile ile nasip etsin inşallah...<br />
saygılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PEYGAMBERİMİZ (S.A.V) buyuruyor ki;<br />
<br />
"Kim ikindi namazını kaçırırsa yaptığı güzel amelleri boşa gider."Buhari<br />
<br />
Namazların hepsi önemli fakat sabah ve orta namazı yani ikindi namazı çok daha önemli.Hiç kılmayan biri bile en azından sabah ve ikindi namazını kılmalı.Yeni başlayanlar yada kılmaya çalışanlar bu iki vakti kıldıklarında diğer vakitleri zaten kendiliklerinden kılarlar.Yeni namaza başlayanlara bu iki vakti kılarak başlamalarını tavsiye edrsek zaten diğer vakitleri kendileri kılmak zorunda hissedeceklerdir.<br />
Sonuç olarak bir vakit namaz dünyalara bedeldir.Bu dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır.Hayatımızı namaza göre düzenlemeliyiz.Bir rivayete göre bir vakit namazı kaçıranın cezası cehennemde 80 yıl yanmak derler.Bu belki bir ölçüdür ama ürkütücü değil mi.ALLAH huzuruna çağırdığında lütfen gidelim bundan daha önemli ne olabilir ki.ALLAH huşu içinde ömrümüzün sonununa kadar namaz kılmayı ve kılmayanlarada bu nimeti bir vesile ile nasip etsin inşallah...<br />
saygılar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CEHENNEMDEN KURTULMAK İÇİN]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=369</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 05:36:56 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=369</guid>
			<description><![CDATA[Sabah-akşam 7 defa (Allahümme ecirni minennâr) diyen Cehennemden kurtulur.) [Ebu Davud&#93;<br />
<br />
anlamı:<br />
<br />
"ALLAH ´ım c.c beni cehenemin ateşinden koru]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sabah-akşam 7 defa (Allahümme ecirni minennâr) diyen Cehennemden kurtulur.) [Ebu Davud]<br />
<br />
anlamı:<br />
<br />
"ALLAH ´ım c.c beni cehenemin ateşinden koru]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AKİKA NEDİR?]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=368</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 05:34:40 -0800</pubDate>
			<dc:creator>tanermhr</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=368</guid>
			<description><![CDATA[AKİKA KURBANI NEDİR?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yeni doğan bebeğin başındaki ilk saçlarına akîka; bu çocuğun doğumundan yedi gün sonra başındaki tüyleri kısmen veya tamamen traş edip adını koyduktan sonra Allah'u Teâlâ'ya şükür için kesilen kurbana akîka kurbanı denir.Bunun Müslümanlarca asıl adı "Nesîke"dir.</span><br />
<br />
Bu süre içinde kesilmediği takdirde, ergenlik çağından sonra, kendisi kesebilir. Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği (Şir’a)da yazılıdır. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur. Akîka kurbanı Hanefi mezhebine göre mübah ve dolayısıyla menduptur. Diğer üç büyük imâma göre sünnet, Zahiri mezhebine göre ise vacibtir.<br />
<br />
Ancak doğumun yedinci gününde kesilmesi daha çok sevap kazanmaya sebeptir. Doğumun yedinci günü akika kesildikten sonra, bebeğin saçının tıraş edilmesi, kesilen saçın ağırlığınca altın, bu mümkün değilse gümüş sadaka verilmesi sünnettir. Sonra çocuğa güzel bir isim verilir.<br />
<br />
Bebek ilk doğduğu zaman; sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okumak ve ağzına hurma sürmek sünnettir. Hurma yoksa, başka bir tatlı sürülür. Doğumdan sonra babayı tebrik etmek de sünnettir <br />
<br />
Abdullah İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için, akîka olarak birer koyun kurban etti." (Ebû Dâvud)<br />
.<br />
Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.Kesilen kurbanın kemikleri çocuğun sıhhatli olmasına sebep olsun niyetiyle kırılmayıp eklem yerlerinden sıyrılır ve öylece pişirilir. Böyle yapmak müstehaptır. Bu, çocuğun sağlığına, selametine bir işaret, bir alâmet olsun diye yapılır.<br />
Kemiklerinin kırılıp, parçalanarak pişirilmesi tevazuuna, kötü ahlâklardan korunmasına vesile olur, bir işaret olur diye böyle yapılmasının müstehap olduğunu söyleyenler de olmuştur. Kişi bu iki şekilden herhangi birini tercih edip ona göre hareket edebilir.<br />
Akîka kurbanının etinden sahibi yiyebilir, başkalarına da yedirebilir, sadaka da verebilir<br />
<br />
Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler.<br />
<br />
Akikayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçmez. Akika bedeli kadar din kitabı tasadduk, akika yerine geçmez.<br />
<br />
Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtra, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. <br />
<br />
Hz. Peygamber bu kurbanın kesilmesi sırasında bir örf olarak başa kan sürülmesi âdetini yasaklamış, (Ebu Dâvud, Edahî, 20<br />
<br />
Sual: Ölmüş olan çocuk için de akika kesilir mi?<br />
CEVAPKesilirse iyi olur, şefaat etmesine sebep olur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AKİKA KURBANI NEDİR?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Yeni doğan bebeğin başındaki ilk saçlarına akîka; bu çocuğun doğumundan yedi gün sonra başındaki tüyleri kısmen veya tamamen traş edip adını koyduktan sonra Allah'u Teâlâ'ya şükür için kesilen kurbana akîka kurbanı denir.Bunun Müslümanlarca asıl adı "Nesîke"dir.</span><br />
<br />
Bu süre içinde kesilmediği takdirde, ergenlik çağından sonra, kendisi kesebilir. Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği (Şir’a)da yazılıdır. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur. Akîka kurbanı Hanefi mezhebine göre mübah ve dolayısıyla menduptur. Diğer üç büyük imâma göre sünnet, Zahiri mezhebine göre ise vacibtir.<br />
<br />
Ancak doğumun yedinci gününde kesilmesi daha çok sevap kazanmaya sebeptir. Doğumun yedinci günü akika kesildikten sonra, bebeğin saçının tıraş edilmesi, kesilen saçın ağırlığınca altın, bu mümkün değilse gümüş sadaka verilmesi sünnettir. Sonra çocuğa güzel bir isim verilir.<br />
<br />
Bebek ilk doğduğu zaman; sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okumak ve ağzına hurma sürmek sünnettir. Hurma yoksa, başka bir tatlı sürülür. Doğumdan sonra babayı tebrik etmek de sünnettir <br />
<br />
Abdullah İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için, akîka olarak birer koyun kurban etti." (Ebû Dâvud)<br />
.<br />
Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.Kesilen kurbanın kemikleri çocuğun sıhhatli olmasına sebep olsun niyetiyle kırılmayıp eklem yerlerinden sıyrılır ve öylece pişirilir. Böyle yapmak müstehaptır. Bu, çocuğun sağlığına, selametine bir işaret, bir alâmet olsun diye yapılır.<br />
Kemiklerinin kırılıp, parçalanarak pişirilmesi tevazuuna, kötü ahlâklardan korunmasına vesile olur, bir işaret olur diye böyle yapılmasının müstehap olduğunu söyleyenler de olmuştur. Kişi bu iki şekilden herhangi birini tercih edip ona göre hareket edebilir.<br />
Akîka kurbanının etinden sahibi yiyebilir, başkalarına da yedirebilir, sadaka da verebilir<br />
<br />
Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler.<br />
<br />
Akikayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçmez. Akika bedeli kadar din kitabı tasadduk, akika yerine geçmez.<br />
<br />
Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtra, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. <br />
<br />
Hz. Peygamber bu kurbanın kesilmesi sırasında bir örf olarak başa kan sürülmesi âdetini yasaklamış, (Ebu Dâvud, Edahî, 20<br />
<br />
Sual: Ölmüş olan çocuk için de akika kesilir mi?<br />
CEVAPKesilirse iyi olur, şefaat etmesine sebep olur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nod 32 Full Sınırsız Kullanım]]></title>
			<link>http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=367</link>
			<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 08:21:27 -0700</pubDate>
			<dc:creator>GÖKHAN :)</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.ezan.gen.tr/showthread.php?tid=367</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;">NOD 32 Sınırsız Kullanım Full Orjinal</div>
<br />
<img class="postimage" src="http://img98.imageshack.us/img98/4268/nod32z.png" border="0" alt="[Resim: nod32z.png&#93;" /><br />
<br />
<a href="http://rapidshare.com/files/298630700/Nod_32_Orjinal_s__r__m.rar.html" target="_blank">Download</a><br />
<br />
<br />
Winrar şifresi için bizimle iletişime geçebilirisniz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">NOD 32 Sınırsız Kullanım Full Orjinal</div>
<br />
<img class="postimage" src="http://img98.imageshack.us/img98/4268/nod32z.png" border="0" alt="[Resim: nod32z.png]" /><br />
<br />
<a href="http://rapidshare.com/files/298630700/Nod_32_Orjinal_s__r__m.rar.html" target="_blank">Download</a><br />
<br />
<br />
Winrar şifresi için bizimle iletişime geçebilirisniz?]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>